Aile, sevgi, merhamet ve sadakatin mayalandığı, insanın temel değerleri öğrendiği kutsal bir ocaktır. Anne ve babanın koşulsuz sevgisiyle şekillenen bu yuva, toplumun bel kemiği ve hayatın en kıymetli sığınağıdır.
O sımsıcak aile ocağında iki ayrı kader, aynı rahmet ikliminde buluştu. Sevgi mayalandı, merhamet kök saldı, sadakat insanlığın kaderine işlendi ve huzur tüm dünyaya taşındı. İnsan, ait olmayı ve sevilmeyi ilk kez o hanenin sıcaklığında öğrendi.
Aile, ilk gülüşlerin, gözyaşlarının, duaların ve umutların şahidi. İnsanın hayata dair en temel değerleri öğrendiği mektep, karakterinin şekillendiği ocak. Kimi zaman bir can, kimi zaman bir canan; kimi zaman bir dua, bir sığınak, kimi zaman da bütün dünyaya bedel bir yuva. Yollar uzayıp gönül yorulduğunda dönüp varılan en kıymetli menzil. Kalbe huzur veren eşsiz bir nimet. Hayatın en çetin dönemlerinde, omuz veren bir yoldaş, samimi bir yaren. Çünkü ailede kederler paylaşıldıkça hafifler, zorluklar birlik ve dayanışmayla aşılır. Eksik kalan yanlar birbirini tamamlar, sevinçler bir yürekten diğerine geçtikçe çoğalır. Bu nedenle aile, toplumun bel kemiği ve insanı insan yapan en derin köklerden biridir.
Rabbimizin o kutlu hitabı asırlardır gönüllerde yankılanır: “Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz.” (Bakara, 2/187) Ne derin bir hikmet saklıdır bu ilahî sözde. Aile, Mevlâ’nın bu yüce kelâmına gönülden teslim olabilmektir. Bir elbise gibi birbirini sarıp sarmalamak; zorlukta yanında olmak, darlıkta yüz çevirmemek, kusurları örtüp yaralara şifa olmaktır. Öyle bir yakınlıktır ki bu; birinin kalbine düşen sızı diğerinin yüreğinde karşılık bulur, yüzünde açan tebessüm ötekinin dünyasını aydınlatır. Çünkü eş olmak yalnızca aynı evi paylaşmak değildir; aynı duaya “âmin” diyebilmek, aynı özlemi hissedebilmek ve hayata aynı istikametten bakabilmektir.
Anne…
Bu kıymetli yuvanın kalbinde sessizce atan en derin merhamet. Hayatın yükünü çoğu zaman kimseye hissettirmeden taşır; çileyi ve türlü zorlukları sabırla omuzlar. Evladı için kendi ihtiyaçlarından vazgeçer, dişinden tırnağından artırır; ömrünü yuvasına ve yavrularına adar. Hüznünü yüreğinin en kuytu köşelerinde saklarken, evladının incinmemesi için onun derdini kendi derdi bilir. Yüzündeki şefkati eksiltmeden sarar, varlığıyla huzur olur. Bu yüzden anne; insanın dara düştüğünde sığındığı liman, hasretinde yöneldiği ses, gönlü daraldığında kapısını çaldığı en güvenli kapıdır. Adı anıldığında içi ısıtan, duasıyla yol gösteren, varlığıyla ömrün her mevsimine dokunan eşsiz bir rahmettir. İnsan ne kadar büyürse büyüsün değişmeyen bir hakikat vardır: Anne, kalbin yurdu, merhametin en saf hâli ve unutulmaz en kıymetli hatıradır.
Baba…
Güvenin adı, dayanmanın ve ayakta kalmanın sessiz gücü. Ailenin omuz verdiği, varlığıyla huzur, yokluğuyla özlem bırakan sağlam bir çınar. Hayatın yükünü çoğu zaman tek başına taşır; bunu bir görevden ziyade sevginin en doğal hâli olarak görür. Emeğini, zamanını, alın terini ve kimi zaman kendi hayallerini evlatlarının geleceğine adar; onların yolu aydınlansın diye zorluklara sabırla katlanır. Bu yüzden baba, evlat için ilk kahramandır. Düşerken tutan bir el, korkuda sığınılan bir güven, yol kaybolduğunda ışık tutan bir fenerdir.