Türkiye'nin Umre & Hac Bilgi Portalı Kabe Canlı Yayın Kabe Canlı
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

Haftanın Cuma Hutbesi

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan haftalık cuma hutbeleri. Din, ahlak ve toplumsal değerler üzerine rehber metinler.

53+ Hutbe Metni
Haftalık Otomatik Güncelleme
Türkçe Tam Metin
Ücretsiz Erişim
4 Haziran 2026
05 Haziran 2026 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! Mutlu bir insan, huzurlu bir toplum için gerekli olan erdemlerden biri de duyarlılıktır. Duyarlılık, kendimiz için istediğimiz iyilikleri başkaları için de istemektir. Sorumluluklarımızı fark edip onları yerine getirmenin gayretinde olmaktır. Duyarlılık, insanların can ve malını, kendi can ve malımız gibi kıymetli; insanların izzet ve şerefini, kendi izzet ve şerefimiz gibi mukaddes bilmektir. Aziz Müminler! Ailemize, toplumumuza ve bütün insanlara karşı duyarlı olmak, Müslüman olmamızın bir gereğidir. Yüce Rabbimiz, “Ey iman edenler! Sorumluluklarınıza dikkat edin. Siz doğru gittiğiniz takdirde yanlış yola sapanlar size zarar veremez”[1] buyurmaktadır. Evet, nemelazımcı ve vurdumduymaz olmak Müslümana yakışmaz. O, sorumluluklarını bihakkın yerine getirmenin gayretinde olandır. Duyarlı bir Müslüman; anne babasına, eşine ve çocuklarına saygı gösteren, onlara hoşgörüyle muamele edendir. Toplumsal barışı sağlamak için kardeşlik ahlakını hayatının her alanına aktarandır. Dünyanın neresinde olursa olsun her bir mazlumun acısını, her bir mağdurun sızısını yüreğinde hisseden ve üzerine düşen vazifelerini yerine getirendir. Değerli Kardeşlerim! Müslümandan beklenen, kendisine emanet edilen dünyaya karşı da duyarlı olmasıdır. Nasıl ki evini, işyerini ve ibadethanesini temiz tutuyor ise tüm çevresini de aynı titizlikle temiz tutmasıdır. Müslümandan beklenen; ormanına, toprağına ve suyuna hassasiyet göstermesidir. Yarın, ‘Ciğerlerimiz yanıyor!’ haberleriyle uyanmamak; ‘Barajlarımız kurudu, suyumuz kalmadı!’ endişesiyle yaşamamak için bugünden gerekli tedbirleri almasıdır. Kıymetli Müminler! Bütün hayatı ve ibadetleri vakit ile tanzim edilmiş Müslümandan beklenen; zamana karşı da duyarlılık göstermesi, onu boşa harcamamasıdır. Zira çalışmak, Müslümanın şiarıdır. Onun dinlenmesi, bir işi bitirip diğerine başladığındadır. “Mümin, bal arısına benzer. Bal arısı gibi hep güzel, temiz, helal şeyler yer. Hep güzel şeyler üretir, hep iyiliklerin peşinden koşar. Hiçbir şeyi ne döker, ne kırar, ne de ifsat eder”[2] hadis-i şerifi, bu konuyu bizlere veciz bir şekilde özetlemektedir. Aziz Müslümanlar! Unutmayalım ki, kendimiz ve çocuklarımız için yaşanabilir bir dünya inşa etmenin yolu; çevremize, vaktimize ve bütün insanlara karşı duyarlı olmaktan geçmektedir. Hutbemizi, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu hadis-i şerifleriyle bitiriyoruz: “Nerede olursan ol, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde ol! Bilerek veya bilmeyerek kötü bir fiil işlersen peşinden iyi bir şey yap ki onu yok etsin. Bir de insanlara güzel ahlâkla davran!”[3] [1] Mâide, 5/105. [2] İbn Hanbel, II, 199. [3] Tirmizî, Birr, 55. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

29 Mayıs 2026
29 Mayıs 2026 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! Aziz milletimiz, yüce dinimiz İslam ile müşerref olduktan sonra hak ve hakikati hâkim kılmak için mücadele etmiştir. Bu mukaddes amaç uğruna yılmadan ve usanmadan seferden sefere, zaferden zafere koşmuştur. Allah’ın inayetiyle nice gönülleri fethetmiş, nice beldelere barış ve huzur götürmüştür. Bunun için, gemileri dahi karadan yürütmüş ve sonunda Allah Resûlü (s.a.s)’in müjdesine[1] nail olup İstanbul’u fethetmiştir. Aziz Müminler! Dinimizin bizlere verdiği fetih ruhu, kuru bir cihangirlik davası değildir. Bu ruh; Kur’an-ı Kerim’in rahmet ve esenlik mesajlarını, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in güzel ahlakını bütün insanlığa ulaştırma çabasıdır. Bu ruh; Cenâb-ı Hakk’ın, “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar, kurtuluşa erenlerdir”[2] davetine icabet ederek, adalet ve iyiliğin dünyadaki yaşayan temsilcileri olma gayretidir. İlim ve hikmetle yükselen bir medeniyet oluşturma azmidir. Kıymetli Müslümanlar! Şanlı ecdadımız, fetih ruhunun hayata aktarılması ve kalıcı olması için gittiği her yerde vakıflar kurmuş; insanlığı, İslam’ın mesajlarıyla buluşturmak için gayret göstermiştir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in, “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır”[3] hadis-i şerifi gereğince; camiler, medreseler, hastaneler, kütüphaneler, aşevleri, köprüler ve çeşmeler inşa ederek iyiliği kurumsal hale getirmiştir. Dinine, diline ve rengine bakmadan; kimsesizlerin kimsesi, yetim ve öksüzlerin hamisi, yolda kalmışların sığınağı, mazlumların umudu, ilim tahsil edenlerin destekçisi olmuştur. Bütün dünyaya, merhametin ve güzel ahlakın en güzel örneklerini sunmuş, insanların hafızalarında silinmez izler bırakmıştır. Değerli Müminler! Vakıflar, vakfedenlerin topluma bıraktığı emanetleridir. Bu hususta bize düşen; vakıf medeniyetimizi ihya etmektir. Ecdadımızın bizlere bıraktığı muhteşem vakıf eserlerini korumak ve nesillerimize yeni vakıf mirasları bırakmaktır. Bu vesileyle, cennet vatanımızı bizlere emanet eden şanlı ecdadımıza, şehitlerimize ve ahirete irtihal eden gazilerimize Yüce Rabbimizden rahmet diliyoruz. Cenâb-ı Hak, vakıflara öncülük edenlerden, destek verenlerden ve geleceğe aktarılması için çalışanlardan razı olsun. Hutbemizi, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in hadis-i şerifleriyle bitiriyoruz: “Kim, güzel bir işe öncülük ederse hem kendi yaptığının sevabını hem de kendisinden sonra o işi yapanların sevaplarını alır. Üstelik onların sevaplarından da bir şey eksilmez...”[4] [1] İbn Hanbel, IV, 335. [2] Âl-i İmrân, 3/104. [3] Kudâî, Müsnedü’ş-şihâb, I, 365. [4] İbn Mâce, Sünne, 14. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

22 Mayıs 2026
22 Mayıs 2026 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! Söz, insanın iç dünyasını dışarıya yansıtan aynasıdır. Güzel bir söz; yaralı kalpleri iyileştiren merhem, kurumuş gönülleri yeşerten can suyudur. Hoş bir kelam; ruhu ilmek ilmek işleyen zarif bir nakış, hataları incitmeden düzelten nazik bir hitaptır. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in buyurduğu üzere, “Gönül alıcı söz, sadakadır.”[1] Aziz Müminler! Sözün tesiri, sesin yüksekliğinde değil; samimiyetin derinliğinde, üslubun inceliğinde gizlidir. Evet, en yakınımıza dahi sesimizi duyuramıyorsak, akrabalarımızla ortak paydada buluşamıyorsak, komşularımıza ulaşmaya bir yol bulamıyorsak, bunun sebeplerinden biri de konuşma usulümüzdür. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), mümini şöyle tarif etmektedir: “Mümin; insanları karalayan, lânet eden, kaba ve kötü sözlü, hayâsız birisi değildir.”[2] Kıymetli Müslümanlar! Gönül kapıları, içeriden açılan kilide benzer; o kilidin yegâne anahtarı ise yumuşak bir sözdür. Kur’an-ı Kerim’de, “Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler; yoksa şeytan aralarına girer. Kuşkusuz şeytan, insanların apaçık düşmanıdır”[3] buyrulmaktadır. Bu sebeple; yuvasında huzur arayan, dilini zarafetle süslesin. Evladına ulaşmak isteyen, önce onun gönlüne bir çift tatlı kelamla misafir olsun. Saygınlık bekleyen, dilini doğrulukla mühürlesin. Berekete nail olmak isteyen, sözüne dürüstlük katsın. Hâsılı, Allah Resûlü (s.a.s)’in buyurduğu üzere, “Allah’a ve ahiret gününe inanan, ya hayır söylesin ya da sussun.”[4] Değerli Müminler! Söz ahlakının en çok ihlal edildiği alanların başında dijital mecralar gelmektedir. Kimi insanlar, sanal kumar ve uyuşturucu madde gibi bağımlılıklarla; kimileri de şiddete sevk eden dijital oyunlar aracılığıyla kötülüğün günden güne yayılmasına zemin hazırlamaktadır. Kimi insanlar; kimliklerini gizleyerek kalp kırmayı, başkalarının şahsiyetine, şeref ve haysiyetine dil uzatmayı marifet saymaktadır. Kimileri de yalan haberler ile toplumun sinesine fitne ve fesat tohumları ekmektedir. Yüce Rabbimizin bu husustaki uyarısı gayet açıktır: “İnsanın yanında, söylediği her sözü kaydeden bir melek mutlaka hazır bulunur.”[5] Aziz Müslümanlar! Bizler, teknolojik imkânlarla gelen tehlikeleri, fırsatların arkasına gizlenmiş sinsi tuzakları fark edebilirsek, sanal âlemin zararlarını asgari düzeye indirebiliriz. Dijital teknolojileri, etik değerlerimizi gözeterek kullanabilirsek, kültürümüzle bağdaşmayan söz ve içeriklerden kendimizi ve ailemizi muhafaza edebiliriz. Hutbemizi, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu hadis-i şerifleriyle bitiriyoruz: “Faydasız söz ve davranışları terk etmesi, kişinin iyi bir Müslüman olduğunun göstergesidir.”[6] [1] Buhârî, Cihâd, 128. [2] Tirmizî, Birr, 48. [3] İsrâ, 17/53. [4] Buhârî, Edeb, 31. [5] Kâf, 50/18. [6] Tirmizî, Zühd, 11; Muvatta’, Hüsnü’l-hulk, 1. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

14 Mayıs 2026
15 Mayıs 2026 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! İslam, kişinin; Rabbine ve kendisine karşı görevleri yanında, ailesine ve içinde yaşadığı topluma karşı sorumluluklarını da düzenleyen bir dindir. Allah Resûlü (s.a.s)’in hadislerinde yer alan şu ifade ne kadar da önemlidir: “Üzerinde kendinin hakkı vardır. Rabbinin hakkı vardır. Misafirinin hakkı vardır. Ailenin hakkı vardır. O halde her hak sahibine hakkını ver!”[1] Aziz Müminler! Eşlerin sevgi ve saygıyla birbirine bağlı kaldığı, büyüklere hürmetin eksik edilmediği, çocuklarla bereketlenen bir aile yuvası kurmak, onu korumak ve güçlendirmek insani ve toplumsal sorumluluğumuzdur. Zira kişinin; ruhsal, duygusal ve zihinsel olarak huzur bulduğu, inanç ve medeniyet değerleriyle buluştuğu ilk yer ailesidir. Erdemli bireylerin oluşturduğu faziletli bir toplum ve barış içinde bir dünya inşa etmenin yolu aileden geçmektedir. Yüce Rabbimiz, “Kendileri ile huzur bulasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratması ve aranıza sevgi ile merhamet koyması O’nun varlığının delillerindendir”[2] buyurarak, bizlere, ailenin ilahî bir lütuf olduğunu hatırlatmaktadır. Dolayısıyla hiçbir yapı, aile kurumunun alternatifi değildir. Ve yine hiçbir şey; eşlerin birbirlerine duyduğu muhabbetin, çocukların verdiği neşenin, anne ve babanın hissettirdiği mutluluğun, dede ve ninenin sağladığı güvenin yerini asla dolduramaz. Kıymetli Müslümanlar! Dinine bağlı, mukaddesatına saygılı nesiller yetiştirmek, ihmal edemeyeceğimiz diğer bir sorumluluğumuzdur. Ecdadımızdan bize miras kalan; kimlik, aidiyet ve fedakârlık gibi hasletleri gençlerimize kazandırmak asli vazifelerimizdendir. Evlatlarımıza değer vermek, onları dinlemek, iki cihan saadetleri için kendilerine rehberlik etmek vazgeçemeyeceğimiz görevlerimizdendir. Allah Resûlü (s.a.s), bu hususta bizleri şöyle uyarmaktadır: “Bakmakla yükümlü olduğu kimseleri ihmal etmesi, kişiye günah olarak yeter.”[3] Değerli Müminler! Engelleri azimle aşmaya çalışan kardeşlerimize ve ailelerine karşı duyarlı olmak ise dini, ahlaki ve toplumsal sorumluluğumuzdur. Bu sebeple “Kim, kardeşinin ihtiyacını giderirse Allah da onun ihtiyacını giderir”[4] nebevi tavsiyesine uyarak; ibadethanelerimizi, okullarımızı, binalarımızı, sokaklarımızı, engelli kardeşlerimizin kullanabileceği şekilde imar etmeliyiz. Hayatı, özel gereksinimli kardeşlerimiz için kolaylaştırmanın gayretinde olmalıyız. Aziz Müslümanlar! Bugün, topyekûn bütün insanlık, pek çok yıkıcı unsurla karşı karşıyadır. Hiçbir sınır ve değer tanımayanlar tarafından; dijital mecralar, reklamlar, televizyon programları ve filmler aracılığıyla toplumun yapı taşı olan aile müessesesi zayıflatılmak istenmektedir. Sapkın akımlar ve batıl ideolojiler eliyle, gençlerin zihin dünyaları bulandırılmaya çalışılmaktadır. Böylesine bir çağda bize düşen; Rabbimizin emirlerine hakkıyla uymak, fıtratımıza sahip çıkmak, nebevî ahlakı ailemize ve nesillerimize aktarmaktır. Hutbemizi, Kur’an-ı Kerim’de yer alan şu dua ile bitiriyoruz: “…Rabbim! ‘Bana, anne ve babama verdiğin nimetlere şükretmeyi, razı olacağın işleri yapmayı’ bana nasip et. Neslimi de salih kimseler eyle…”[5] [1] Tirmizî, Zühd, 63. [2] Rûm, 30/21. [3] Ebû Dâvûd, Zekât, 45. [4] Müslim, Birr, 58. [5] Ahkâf, 46/15. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

8 Mayıs 2026
08 Mayıs 2026 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! İbadetlerimiz, bizi; Rabbimize yakınlaştıran, O’nun rızasına ulaştıran ve güzel ahlakla donatan kulluk vazifemizdir. “De ki: Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm ancak âlemlerin Rabbi olan Allah içindir”[1] ayet-i kerimesi bunun en açık ifadesidir. Namazımız, bizi günahlardan ve kötülüklerden alıkoyar. Kalbimize ferahlık, ruhumuza huzur verir. Zekâtımız ve sadakamız, malımıza ve ömrümüze bereket katar. Yardımlaşma ve dayanışma bilincinin bütün topluma yayılmasına vesile olur. Orucumuz; gönlümüzü, dünyevi hırs ve tutkuların esaretinden kurtarır. Ahlakımızı olgunlaştırır, bize şahsiyet kazandırır. Aziz Müminler! Haccımız ve umremiz, Allah’a teslimiyetimizin nişanesi olan ibadetlerimizdendir. Kur’an-ı Kerim’de, “Haccı ve umreyi Allah için eksiksiz yerine getirin”[2] buyrulmaktadır. Hacı adaylarımızı kutsal beldelere yolcu ettiğimiz şu günlerde bizler biliyoruz ki, haccımız ve umremiz; dili, ırkı ve mezhebi farklı olan Müslümanları bir araya getiren, onlara kulluk bilinci ve ümmet şuuru kazandıran kardeşlik buluşmasıdır. Müminin, Allah’ın sonsuz rahmet ve merhametine sığındığı, samimi tövbeler ve gözyaşlarıyla günahlarının bağışlanmasını umduğu kutlu bir yolculuktur. İnananlara, geçmişin muhasebesini yaparak geleceklerini inşa etme fırsatı sunan yenilenme ve diriliş zamanıdır. Kıymetli Müslümanlar! Yüce Rabbimize olan kurbiyyetimizi artıran bir diğer ibadet ise kurbandır. Yine bugünlerde hazırlığına başladığımız kurban ibadetimiz, malımızı ve canımızı Cenâb-ı Hakk’ın yolunda feda edebileceğimizin bir göstergesidir. “Kurbanların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. O’na ulaşacak olan ancak sizin takvanızdır”[3] ayet-i kerimesinde buyrulduğu üzere, kurbandan maksat, Allah’ın emrine boyun eğmektir. O’na olan sadakati izhar etmektir. Kurbandan maksat; bencillik, cimrilik ve tamahkârlık gibi kötü huylardan arınmaktır. Ve kurbandan maksat; gönüllerimizi birbirine açmaktır, birlik ve beraberliğimizi pekiştirmektir. Böylelikle iyiliği yeryüzüne hâkim kılmanın gayretinde olmaktır. Değerli Müminler! Kurban, bir iyilik hareketidir. Milletimizi bir umut olarak gören insanlarla aramızda kurduğumuz gönül köprüsüdür. Kurban, yolumuzu hasretle bekleyen kardeşlerimizin hanelerine muhabbet taşımak, sofralarında bayram sevincini yaşatmaktır. Bu vesileyle; arzu eden kardeşlerimiz, vekâlet yoluyla kestirmek istedikleri kurbanlarını, Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfımıza emanet ederek bu iyilik hareketine destek verebilirler. Yüce Rabbimizden; bizleri, sağlık ve afiyet içerisinde Kurban Bayramı’na ulaştırmasını niyaz ediyoruz. Hutbemizi, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu duasıyla bitiriyoruz: “…Allah’ım! Bu kurban Sendendir ve Hz. Muhammed (s.a.s) ile ümmeti tarafından Senin rızan için sunulmuştur.”[4] [1] En’âm, 6/162. [2] Bakara, 2/196. [3] Hac, 22/37. [4] İbn Mâce, Edâhî, 1. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

1 Mayıs 2026
01 Mayıs 2026 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! İslam; kazanç ile infakı, zanaat ile ahlakı bir araya getiren hayat dinidir. Dinimiz, bütün insanlığı; iş hayatında hak ve hukuka riayet etmeye, helal-haram bilincini kuşanmaya davet etmektedir. Alın terini mukaddes saymakta, helal ve meşru yollardan rızık temin etmeyi ibadet olarak görmektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.s), bir hadis-i şeriflerinde bizleri çalışmaya şöyle teşvik etmektedir: “Sizden birinizin, urganıyla sırtında bir bağ odun satması, böylece Allah’ın onun itibarını koruması, verip vermeyecekleri belli olmayan kimselerden bir şeyler istemesinden daha hayırlıdır.”[1] Aziz Müminler! Bugün, dini ve insani değerlerin çalışma hayatının dışına itilmeye çalışıldığına şahitlik ediyoruz. Üzülerek ifade edelim ki, biz Müslümanlar da bu yanlış gidişattan nasibimizi almaktayız. Oysaki iş ve ticaret hayatındaki faaliyetler ve elde edilen gelirler, Müslüman için bir amaç ya da bir hedef olmamalıdır. Bilakis, Allah’ın rızasına ulaşmada, iki cihan saadetini elde etmede bir araç olmalıdır. Bu nedenledir ki, biz Müslümanlar; ticaretimizde, alış-verişimizde, işçi ve işveren ilişkilerimizde iyiliği, adaleti ve merhameti esas alan, ahlaki ilkeleri usta-çırak eğitimi çerçevesinde nesilden nesile aktaran bir anlayışı benimsemek durumundayız. Kıymetli İşçi ve İşveren Kardeşlerim! İşyerini sadece bir geçim kapısı değil, karşılıklı güvenin hâkim olduğu birer ‘emniyet yurdu’ haline getirmek, herkesin ortak görevidir. Bununla birlikte işçi; Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in, “Allah Teâlâ, işinizi en güzel şekilde yapmanızdan hoşnut olur”[2] nasihatine kulak vermeli; işini, sağlam ve kaliteli yapmalıdır. Yaptığı işin ve çalıştığı işyerinin kendisine bir emanet olduğu bilinciyle hareket etmeli; evine, alın teriyle elde ettiği helal lokmayı götürmenin gayretinde olmalıdır. İşveren ise; Allah Resûlü (s.a.s)’in, “Her kimin yanında kardeşi çalışırsa, ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin. Onlara güçlerini aşan işler yüklemeyin”[3] emri gereğince, işçiye hakkını tam ve zamanında ödemeye çalışmalı, onun sosyal haklarını gözetmelidir. İşçinin güvenli ve sağlıklı bir ortamda çalışması için gerekli tüm tedbirleri almalıdır. Bu amaçla yapılacak her çalışmanın; sadece bir insanın değil, ailenin ve toplumun geleceğini korumak olduğunu unutmamalıdır. Değerli Müminler! İşveren ya da işçi olmanın, insani açıdan hiçbir üstünlüğü yoktur. Allah katında insanların en faziletlisi; imanla nasiplenen, ibadet ve güzel ahlakla hayatını süsleyen, takva elbisesine bürünendir. İnsanların en faziletlisi; hakkaniyeti, dürüstlüğü, yardımlaşma ve dayanışmayı bütün menfaatlerin üstünde görendir. Hutbemizi, Yüce Rabbimizin şu ayet-i kerimesi ile bitiriyoruz: “Allah’ın sana verdiği şeylerle ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap...”[4] [1] Buhârî, Zekât, 50. [2] Beyhakî, Şüabü’l-îmân, 4/334. [3] Buhârî, Îmân, 22. [4] Kasas, 28/77. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

24 Nisan 2026
24 Nisan 2026 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! Yüce dinimiz İslam’ın üzerinde hassasiyetle durduğu hususlardan biri de eğitimdir. Medeniyetimizde eğitim; ilimle hikmetin, bilgiyle ahlakın bir arada bulunduğu hakikat arayışı olarak görülür. İnsanı, Allah’a yaklaştıran; sevgi, saygı ve şefkat gibi faziletlerle buluşturan eğitim anlayışı benimsenir. Dünyalık başarının yanında, kişinin; Rabbine, ailesine ve çevresine karşı sorumluluklarını yerine getirdiği eğitim bilincinin oluşması hedeflenir. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, “Allah’ım! Öğrettiklerinle beni faydalandır. Fayda verecek ilmi bana öğret ve ilmimi artır”[1] duası bu duruma en güzel örnektir. Aziz Müminler! Eğitim, ömür boyu devam eden bir süreçtir. Çünkü insan; eğitimle şekillenir. Eşyanın hikmetini ve yaratılışın gayesini eğitimle kavrayabilir. İyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan eğitimle ayırabilir. Dinin, canın, malın, neslin ve aklın korunduğu erdemli bir toplum eğitimle inşa edilebilir. Adalet ve merhametin hâkim olduğu bir medeniyet ancak eğitimle kurulabilir. Kıymetli Müslümanlar! Bugün, bütün dünya, insanı insan yapan değerlerin zaafa uğradığı bir dönemden geçmektedir. Bundan kurtuluş, insanın; özüne dönmesi, vahyin yol göstericiliği, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in güzel ahlakını örnek almasıyla mümkündür. Toplum olarak bizler de milli ve manevi değerlerimizle hemhal olmuş bir eğitim anlayışıyla, sıkıntılarımıza çare bulabilir, birbirimize umut olabilir, geleceğe daha güvenle bakabiliriz. Zira bizler; Cenâb-ı Hakk’ın, “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et”[2] ayet-i kerimesini kendisine şiar edinen bir medeniyetin mensuplarıyız. Muallim olarak gönderilen,[3] sünnet-i seniyyesi ve merhamet eğitimiyle sadece içinde yaşadığı topluma değil bütün insanlığa rehberlik eden Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)’in ümmetiyiz. “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır”[4] hadis-i şerifi gereğince iyiliğin yeryüzündeki temsilcileri olma sorumluluğunu omuzlarında taşıyan şanlı bir ecdadın torunlarıyız. Değerli Müslümanlar! Bugün her birimize düşen görev; bizi biz yapan, bizi ayakta tutan değerlerimize sımsıkı sarılmaktır. Çocuklarımızı ve gençlerimizi her türlü batıl ideolojiden, sapkın akımdan, zararlı alışkanlıktan korumaya var gücümüzle gayret göstermektir. Onların zihinlerine ilmi, kalplerine imanı, hayatlarına ibadet ve ahlakı nakşetmeye daha fazla ehemmiyet vermektir. Hutbemizi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in şu duası ile bitiriyoruz: “Allah’ım! Huşû duymayan kalpten, doymayan nefisten, fayda vermeyen ilimden ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım.”[5] [1] Tirmizî, Deavât 128. [2] Nahl, 16/125. [3] Dârimî, Mukaddime, 32. [4] Kudâî, Müsnedü’ş-şihâb, I, 365. [5] Nesâî, İstiâze, 13. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

17 Nisan 2026
17 Nisan 2026 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! Hafta içinde yüreklerimizi dağlayan, hepimizi derin bir üzüntüye sevk eden, elem verici hadiseler yaşadık. Öğretmen ve öğrencilerimizi hedef alan saldırılar sebebiyle canlarımız hayattan koparıldı, birçok canımız da yaralandı. Yüce Rabbimizden; hayatlarını kaybeden öğretmen ve öğrencilerimize rahmet, yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyoruz. Cenâb-ı Hak, anne-babalarına ve yakınlarına sabr-ı cemil ihsan eylesin. Milletimizin başı sağ olsun. Aziz Müminler! Bugünler, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, “Müminin mümine karşı durumu, bir parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir”[1] buyurduğu üzere, milletçe kenetlenme, acıları ve hüzünleri paylaşma, barış ve huzur iklimini muhafaza etme günleridir. Yüce Rabbimizin merhametine, devletimizin basiretine, milletimizin sağduyusuna güvenme günleridir. Kıymetli Müslümanlar! Acımız çok büyük. Ancak, dün olduğu gibi bugün de millet olarak el ele, gönül gönüle verip bütün sıkıntılarımızın üstesinden gelebilir, dertlerimize derman olabiliriz. Yeter ki, kötülüğün içimizi karartmasına, birbirimize olan güvenimizi sarsmasına fırsat vermeyelim. Evlatlarımızın; vatan ve mukaddesatına bağlı, imanlı ve ahlaklı bir insan olarak yetişmeleri için daha fazla gayret gösterelim. Değerli Müminler! Günümüzde çocuklarımız, çok yönlü bir kuşatma altındadır. Dijital bağımlılıklar, zararlı alışkanlıklar, bilinçsiz tüketim anlayışı, olumsuz iletişim dili evlatlarımızın ruh ve gönül dünyalarını bulandırmaktadır. Hayatın pek çok alanına etki eden bu problemler, yavrularımızı değerlerimize yabancılaştırmakta, onların tertemiz zihinlerini kirletmekte ve kalplerini karartmaktadır. Dolayısıyla; anne ve babalar, kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, hukukçular, medya mensupları, sanatçılar, yapımcılar, akademisyenler, hocalar, öğretmenler, hâsılı millet olarak hepimiz, her zamankinden daha fazla sorumluluklarımızın idrakinde olalım. Yüce Rabbimizin tertemiz fıtratla yarattığı ve bizlere emanet ettiği çocuklarımızın ellerinden tutalım, sığınabilecekleri ilk limanın aileleri olduğunu onlara hissettirelim. Çocuklarımızın kimlerle arkadaşlık ettiklerine, dijital mecralarda nasıl vakit geçirdiklerine dikkat edelim. Yavrularımızı; batıl akımların, şiddet içerikli oyunların insafına bırakmayalım. Aziz Müslümanlar! Yüce Rabbimizden; başta çocuklarımız ve gençlerimiz olmak üzere her birimiz için dünya ve ahiret huzuru niyaz ediyoruz. Hutbemizi Yüce Rabbimizin şu uyarısıyla bitiriyoruz: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun…”[2] [1] Buhârî, Salât 88, Mezâlim 5; Müslim, Birr, 65. [2] Tahrîm, 66/6. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

10 Nisan 2026
10 Nisan 2026 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! Cenâb-ı Hak, dünyamızı ve ahiretimizi mamur kılalım diye bizlere akıl ve irade vermiş, peygamberler göndermiş, kitaplar indirmiştir. “Allah katında yegâne din İslam’dır”[1] fermanıyla, kıyamete kadar gelecek bütün insanlar için, İslam’ı seçmiştir. İslam, insanlığı huzur ve mutluluğa davet eden bir dindir. Zihinleri kötü düşüncelerden, nefisleri bencillik ve hırstan arındıran, beşeriyete kurtuluşu gösteren bir dindir. Dürüstlük ve hakkaniyeti, iyilik ve güzelliği yeryüzüne hâkim kılmanın yollarını öğreten bir dindir. Aziz Müminler! İslam’ın özü tevhittir. Tevhid, azamet ve yüceliğin sadece Allah’a ait olduğunun ilanı ve ikrarıdır. Varlığın asıl sahibine teslim olmak, heva ve hevesin esaretinden kurtulup gerçek özgürlüğe kavuşmaktır. Tevhid, Allah’tan başka hiçbir varlığın önünde eğilmemek, hak ve hakikat uğrunda izzetli bir duruş sergilemektir. Cenâb-ı Hak, “Allah, sizin Rabbinizdir. O’ndan başka ilâh yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise O’na kulluk edin. Güvenilip dayanılacak tek varlık O’dur”[2] buyurmaktadır. Değerli Müslümanlar! İslam’ın toplumsal hayattaki yansıması ise vahdettir. Vahdet; birliktir, beraberliktir, kardeşliktir. Dilleri ve coğrafyaları farklı olsa da Rabbi bir, peygamberi bir, kitabı bir, kıblesi bir olan müminlerin; her hâl ve durumda birbirlerine kenetlenmeleri, el birliğiyle zulme ve zalime geçit vermemeleridir. Farklılıkları, zenginlik olarak görmeleri; ayrışmanın ve bölünmenin değil, birleşmenin ve bütünleşmenin vesilesi kılmalarıdır. Bu hususta Yüce Rabbimizin beyanı gayet açıktır: “Doğrusu sizin ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyleyse bana kulluk edin.”[3] Kıymetli Müminler! Bugün, insanlığı; içine düştüğü buhranlardan çıkaracak olan, İslam’ın istikamet mesajlarıdır. Yangın yerine çevrilmek istenen dünyamızı tekrar huzur yurduna dönüştürecek olan, Kur’an-ı Kerim’in hayat veren ilkeleridir. Gönülleri birbirine ısındıracak, insanları birbirine kaynaştıracak olan, Allah Resûlü (s.a.s)’in güzel ahlakıdır. Aziz Müslümanlar! İslam’ın sahibi Allah’tır. Onu gönderen de kıyamete kadar koruyacak olan da O’dur.[4] Bu dinin kitabı Kur’an-ı Kerim’dir. Peygamberi ise, İslam’ı en güzel şekilde yaşayarak öğreten Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)’dir. Dolayısıyla hiçbir kimse ya da grup, İslam’ı kendi tekelinde göremez. İslam’ın en temel vasfı olan tevhidi savunma bahanesiyle fitne ve fesat çıkaramaz, ümmetin vahdetine, vatanımızın dirlik ve birliğine zarar veremez. İslam’ın; dar kalıplara hapsedilemeyecek, bir coğrafyanın sınırına sığmayacak kadar yüce bir din olduğu unutulmamalıdır. Cenâb-ı Hak, bizleri vahdetten, birlik, beraberlik ve kardeşlikten ayırmasın. Hutbemizi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in şu duasıyla bitiriyoruz: “Allah’ım! Bozgunculuktan, nifaktan ve kötü ahlaktan sana sığınırım.”[5] [1] Âl-i İmrân, 3/19. [2] En’âm, 6/102. [3] Enbiyâ, 21/92. [4] Hicr, 15/9. [5] Ebû Dâvûd, Vitr, 32. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

3 Nisan 2026
03 Nisan 2026 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! Bugün Cuma… Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in buyurduğu üzere, “Güneşin üzerine doğduğu en hayırlı gün, Cuma günüdür...”[1] Bugün, biz müminlerin haftalık buluşma günüdür. Birlik, beraberlik ve kardeşliğimizin perçinlendiği müstesna bir zaman dilimidir. Aziz Müminler! Cuma günü yerine getirmemiz gereken sorumlulukların başında Cuma namazını eda etmek gelmektedir. Yüce Rabbimiz, “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır”[2] buyurmaktadır. Bu çağrı, sadece bedenlerin bir mekânda toplanması için değil; ruhların kaynaşması, kalplerin aynı hakikatle bütünleşmesi içindir. Bu çağrı, omuzların birbirine değdiği gibi gönüllerin de birbirine dokunması içindir. Bu çağrı; dilleri, renkleri, mezhepleri, makamları ve mevkileri farklı olan bütün müminlerin, bir duvarın tuğlaları gibi birbirine destek olmalarını hatırlatmak içindir. Değerli Müminler! Cuma namazına yapılan çağrı, Müslümanlara; ayrılıkları bir kenara bırakıp vahdeti kuşanmayı, tefrikadan uzaklaşıp birbirlerine tutunmayı, yani ümmet olmayı öğretmek içindir. Bu çağrı; sohbet ve hutbeyi, başlarının üzerinde bir kuş varmış da kıpırdayınca uçup gidecekmiş gibi dinleyen[3] sahâbe-i kirâmın örnek hayatına işaret içindir. Ve bu çağrı; İslam’ın hak ve hakikatlerini, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in rahmet yüklü mesajlarını dünyanın her köşesine ulaştırmamız içindir. Kıymetli Müslümanlar! Cuma günü Allah’ın divanına durmak için bedenine, elbisesine ve kokusuna özen gösteren müminler; sosyal hayatta da söz ve davranışlarına özen göstermeli, birbirlerine sırt çevirmemelidir. Birbirlerinin dertlerine derman, sıkıntılarına çare olmalı; kısır çekişmelere girmemeli, sığ anlayışlara mahkûm olmamalıdır. Cuma namazını eda etmek üzere cami ve mescitlerde bir araya gelen ve aynı kıbleye yönelen ümmet-i Muhammed; cami dışında da saflarını sık tutmalı, zorluklar karşısında beraberce sabır göstermelidir. Düşmanlarına karşı yekvücut olmalı; camisine, mescidine, kıblesine, yurduna sahip çıkmalıdır. Aziz Müslümanlar! Savaşların ve acıların yaşandığı, insanlığın barışa hasret kaldığı, zalimlerin Mescid-i Aksâ’da secdeyi engellediği şu günlerde bizlere düşen; Cuma ve ümmet bilincini diri tutmaktır. Zihinlerimizi ve gönüllerimizi aynı inançta, aynı duyguda ve aynı idealde buluşturmaktır. Cuma gününü; kardeşlik ahdimizi yenilememize, bir vücudun azaları gibi kenetlenmemize, dirliğimize ve dayanışmamıza vesile kılmaktır. Birlikte rahmetin, ayrılıkta azabın olduğunu unutmamaktır. Cumamızı tebrik ediyor, hutbemizi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in şu hadis-i şerifiyle bitiriyoruz: “Kim güzelce abdest alıp Cumaya gelir, hutbeyi can kulağıyla dinlerse, o Cuma ile gelecek Cuma arasındaki günahları affolunur...”[4] [1] Müslim, Cum’a, 18. [2] Cuma, 62/9. [3] Ebû Dâvûd, Tıb, 1. [4] Müslim, Cum’a, 27. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

27 Mart 2026
27 Mart 2026 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! Yüce dinimiz İslam’ın hayatımızın her alanına yansıtmamızı emrettiği ilkelerden biri tevekküldür. Tevekkül; Müslümanın, sorumluluklarını hakkıyla yerine getirip Allah’ın rahmet ve merhametine sığınmasıdır. Üzerine düşen tedbirleri alıp Allah’ın takdirini beklemesidir. Meşru isteklerine ulaşmak için sebeplere sarılması, aklını ve iradesini doğru yönde kullanması, Allah’a güvenip dayanmasıdır. Aziz Müminler! Tevekkül, bir ebeveynin; Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, “Hiçbir anne baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha kıymetli bir bağışta bulunamaz”[1] buyruğuna uyarak evlatlarına güzel örnek olması, daha sonra onlardan erdem ve fazilet beklemesidir. Bir gencin, “Yaptığınız işi güzel yapın. Allah işini güzel yapanları sever”[2] ilkesi gereğince geleceğini; ilim, sanat ve meslek çerçevesinde şekillendirmesi, sonra Allah’tan başarı istemesidir. Kıymetli Müslümanlar! Kimi zaman tevekkül; bir tüccarın, ölçüyü ve tartıyı eksiksiz yaptıktan sonra Allah’tan hayırlı kazanç dilemesi olarak karşımıza çıkar. Kimi zaman da tevekkül; bir çiftçinin toprağı doğru işleyip, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in, “‘Allah bize yeter, O ne güzel vekildir. Sadece Allah’a tevekkül ettik.’ deyiniz”[3] hadis-i şerifi gereğince hasadın bereketini Allah’a havale etmesi olarak hayata yansır. Değerli Müminler! Tevekkül, tembelliğin sığınağı, miskinliğin bahanesi değil, uyanışın ve kendine gelmenin vesilesidir. Allah’ın yardımını ümit ederek fiili duada bulunmak; zamanın gereklerine uygun bilgi ve teknoloji üretmektir. Zaferlerin emeksiz elde edilemeyeceği bilinciyle düşmanları caydıracak güce ulaşmak için gayret etmek, Cenâb-ı Hak’tan nusret ve inayet dilemektir. Aziz Müslümanlar! “Allah’ın dediği olur” kanaatiyle tedbiri elden bırakmak, “Kaderde ne varsa o gelir başa” anlayışıyla sorumlulukları ihmal etmek, “Nasıl olsa Allah rızkımı verir” düşüncesiyle çalışmayı terk etmek, İslam’ın tevekkül anlayışında kendisine asla yer bulamaz. Müslümana düşen; ‘Tedbir kuldan, takdir Allah’tan’ şuuruyla gecesini gündüzüne katarak çalışmaktır. Yüce Rabbimizin bu husustaki uyarısı gayet açıktır: “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır ve çalışmasının karşılığı ileride mutlaka görülecektir.”[4] Kıymetli Kardeşlerim! Kalplerimizin huzur bulabilmesi için hayatımızın her alanında; okurken, çalışırken, ailemizin rızkını temin ederken, zorluklara karşı mücadele verirken tevekküle ihtiyacımız vardır. Zaman, kendimize gelme ve tevekkül anlayışımızı gözden geçirme zamanıdır. Vakit, çalışmayı, üretmeyi ve mücadeleyi hayatımızın vazgeçilmez bir parçası kılma vaktidir. Hutbemizi İstiklal Şairimizin şu veciz sözleriyle bitiriyoruz: Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol, Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol! [1] Tirmizî, Birr, 33. [2] Bakara, 2/195. [3] Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 8. [4] Necm, 53/39, 40. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

Cuma Hutbesi Nedir?

Cuma namazından önce imam tarafından okunan, din ve ahlak konularında toplumu aydınlatan konuşmalardır.

Haftalık Güncelleme

Hutbeler her hafta Cuma günü Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından güncellenmekte, sitemizde otomatik yayınlanmaktadır.

Hutbe Arşivi

Geçmişe ait tüm cuma hutbelerine ve özel gün hutbelerine arşivimizden ulaşabilirsiniz.