Türkiye'nin Umre & Hac Bilgi Portalı Kabe Canlı Yayın Kabe Canlı
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

Haftanın Cuma Hutbesi

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan haftalık cuma hutbeleri. Din, ahlak ve toplumsal değerler üzerine rehber metinler.

53+ Hutbe Metni
Haftalık Otomatik Güncelleme
Türkçe Tam Metin
Ücretsiz Erişim
11 Temmuz 2025
11 Temmuz 2025 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! Önümüzdeki Salı günü, milletimizin birliğinin, vatanımızın bölünmez bütünlüğünün FETÖ tarafından hedef alındığı hain darbe girişiminin yıldönümü. Allah’ın inayeti, devletimizin dirayeti ve aziz milletimizin cesaretiyle hainlerin tuzaklarını bertaraf ettiğimiz şanlı direnişimizin üzerinden tam dokuz yıl geçti. O gece; istiklâl ve istikbalimize kast eden dâhili ve hârici şer odaklarına karşı kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla el ele, omuz omuza verdik. Minarelerden yükselen salâlar eşliğinde; birlik, beraberlik ve dayanışma ruhuyla vatanımıza göz dikenlerin kirli emellerini boşa çıkardık. يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تَنْصُرُوا اللّٰهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ اَقْدَامَكُمْ “Ey iman edenler! Eğer Allah’ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.”[1] ayetinin tecelli ettiği o gece şanlı bir destanla düşmanlara ve bölücülere asla geçit vermedik elhamdülillah. Aziz Müminler! Yüce dinimiz İslam, insana; izzet ve şeref kazandıran, güven ve istikamet veren barış ve selamet dinidir. Hal böyleyken; tarih boyunca bazı kişi ve gruplar, İslam’ı ve onun mukaddes değerlerini kendi çıkarlarına alet etmekten geri durmamışlardır. Hain planlarını gerçekleştirmek için insanların en saf ve temiz duygusu olan dini inançlarını istismar etmekten çekinmemişlerdir. Allah’ın adını, Kur’an-ı Kerim’i, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’i ve ibadetleri bile amaçlarına ulaşmak için bir araç olarak kullanmışlardır. Ancak bilinmelidir ki; Allah ve Resûlünün muhabbetiyle dolu gönüller, sahih ve sağlam din bilgisiyle aydınlanmış zihinler var oldukça hiçbir istismarcı, karanlık emeline ulaşamamıştır, ulaşamayacaktır. Vatanına, milletine, dinine ve devletine bağlı nesiller yetiştikçe; aklını, kalbini ve ruhunu şeytana teslim eden hiçbir hain, milletimize diz çöktürememiştir, Allah’ın izniyle çöktüremeyecektir. Zira hutbeme başlarken okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz, iman eden kullarını asla yalnız ve sahipsiz bırakmayacağını bizlere şöyle müjdelemektedir. “Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlere gelince, onların dostları da kendilerini aydınlıktan alıp karanlığa götüren tâğuttur, şeytandır, zalimdir. Onlar cehennem ehlidir. Orada ebedî kalacaklardır.”[2] Kıymetli Müslümanlar! 15 Temmuz ihaneti bize göstermiştir ki, temelini Kur’an ve sünnetin oluşturduğu sahih dini bilgi vazgeçilmezdir. Hutbeme başlarken okuduğum hadis-i şerifte Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) bizleri şöyle uyarmaktadır: “Size iki şey bıraktım. Onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar: Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.”[3] Sahih dini bilgi; inancımızın yaşanmasında, korunmasında ve geleceğe aktarılmasında en güvenilir sığınak ve en sağlam kalkandır. Sahih dini bilginin hâkim olduğu toplumda; bidat ve hurafeler vücut bulamaz, istismara ve istismarcılara kapı aralanamaz, fitne ve fesat ateşi tutuşturulamaz. Din, vatan ve millet aidiyeti yok sayılamaz. Allah ve Resûlünün önüne hiçbir kişi ya da ideoloji geçirilemez. Değerli Müminler! Bugün de milletimizin birliğini ve kardeşliğini hedef alan, ümmet-i Muhammed’in geleceğini tehdit eden istismarcı kişi ya da yapılar sinsi emellerinden vazgeçmiş değillerdir. Bize düşen; Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, لَا يُلْدَغُ الْمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ وَاحِدٍ مَرَّتَيْنِ “Mümin, bir delikten iki kere ısırılmaz.”[4] uyarısını dikkate alarak, tedbiri elden bırakmamaktır. Aile yapımızı, ibadetlerimizi, mukaddes değerlerimizi istismar etmek isteyenlere karşı bilinçli, sağduyulu ve ferasetli olmaktır. Allah’ın bizlere emaneti olan çocuklarımızla ve gençlerimizle bizzat ilgilenmek, onları istismarcıların ve sapkın ideolojilerin insafına terk etmemektir. Onların sahih dini bilgiyi, doğru yöntem ve metotlarla, sağlam kaynaklardan, ehil ve liyakatli kişilerden almalarına özen göstermektir. Bu vesileyle geçmişten günümüze din, vatan ve mukaddesat uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi, ayrıca bu hafta Pençe-Kilit Harekât bölgesinde şehadet şerbetini içen vatan evlatlarını rahmetle anıyor, kahraman gazilerimizi minnet ve şükranla yâd ediyorum. Hutbemi Allah Resûlü (s.a.s)’in şu hadisiyle bitiriyorum: “Dini dünya işlerine alet eden insan ne kötüdür! Arzu ve isteklerinin kendisini saptırdığı insan ne kötüdür!”[5] [1] Muhammed, 47/7. [2] Bakara, 2/257. [3] Muvatta’, Kader, 3. [4] Buhârî, Edeb, 83. [5] Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 17. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

4 Temmuz 2025
04 Temmuz 2025 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in “hürmete layık”[1] olarak zikrettiği Muharrem ayının içerisindeyiz. Yarın ise 10 Muharrem Âşûrâ günü. Peygamberimiz (s.a.s), “Ramazan’dan sonra tutulan en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur.”[2] buyurmuş, Âşûrâ gününü bir gün öncesi ya da bir gün sonrasıyla iki gün oruçlu geçirmeyi bizlere tavsiye etmiştir.[3] Aziz Müminler! Hicri yılın başlangıcı olan Muharrem ayıyla bizler; Rabbimizin emir ve yasaklarına hakkıyla riayet etmeyi, Allah Resûlü (s.a.s)’in güzel ahlakını kuşanmayı bir kez daha hatırlarız. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), tüm insanlığa gönderilen bir rahmet elçisidir. Bizler hürmet, sevgi ve nezaket gibi erdemleri şiar edinmeyi; kin, düşmanlık ve haset gibi kötü duygu ve düşüncelerden arınmayı o Kutlu Nebi’den öğrendik. İnsana saygı duymayı, kutsala saldırmamayı, toplumda fitne ve fesat çıkarmamayı; yetimlerin ve mazlumların yüzünü güldürmeyi, kadınlara ve çocuklara hak ettikleri değeri vermeyi bize o gösterdi. Değerli Müslümanlar! Bugün bize düşen; Peygamberimiz (s.a.s)’in Sünnet-i seniyyesine sımsıkı sarılmak, onu herkesten ve her şeyden daha çok sevmektir. Ona hürmet ve saygı göstermenin; Rabbimizin emri ve imanımızın bir gereği olduğunu bilmektir. وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَمٖيعاً وَلَا تَفَرَّقُواࣕ “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, bölünüp parçalanmayın.”[4] ayetine gönülden bağlı kalmaktır. Birlik ve beraberliğimize zarar verecek her türlü söz, tutum ve davranıştan uzak durmaktır. İnancımıza, değerlerimize, kutsallarımıza saldıran dâhili ve hârici şer odaklarına karşı uyanık olmaktır. Muhterem Müminler! Âşûrâ günü bizlere, Allah Resûlü (s.a.s)’in “Benim dünyadaki çiçeğim, reyhanım.”[5] dediği sevgili torunu Hz. Hüseyin Efendimiz ve yetmişi aşkın Müslümanın Kerbela’da şehit edildiği üzücü hadiseyi de hatırlatır. Ne yazık ki bugün Müslümanlar; bu olaydan gerekli dersleri çıkarmadıkları, din kardeşliği ve ümmet bilinciyle hareket etmedikleri için İslam ve insanlık düşmanı zalimler, başta Gazze olmak üzere birçok yerde zulümlerini sürdürmektedir. Böyle bir ortamda bize düşen; geçmişe ibretle, geleceğe ferasetle bakmaktır. İslam’ın hayat veren ilkelerine sımsıkı sarılmaktır. Kur’an’a ve Peygamber Efendimiz (s.a.s)’e yapılan çirkin saldırılara karşı yekvücut olmaktır. “Birbirinizle ilgi ve alakayı kesmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, birbirinize kin beslemeyin, haset etmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun.”[6] hadisini esas alarak kardeşliğimizi daha da pekiştirmektir. وَاَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ “Düşmanlarınıza karşı gücünüz yettiği kadar hazırlık yapın, kuvvet hazırlayın…”[7] emrine uyarak başta ilim, bilim ve teknoloji olmak üzere maddi ve manevi her alanda güçlü olmaktır. Bu vesileyle serdâr-ı şüheda Hz. Hüseyin Efendimiz başta olmak üzere hak ve hakikat yolunda, mukaddes değerler uğrunda canlarını feda eden bütün şehitlerimizi rahmet, minnet ve hürmetle yâd ediyorum. Kıymetli Kardeşlerim! Bir süredir orman yangınlarıyla topyekûn mücadele ediyoruz. Maalesef, ciğerlerimiz yanıyor. Ormanlarımız başta olmak üzere açık alanlarda yangınlara sebep olacak davranışlardan uzak duralım. Yetkililerin ikazlarına uyalım. Yüce Rabbim, ülkemizi ve milletimizi bütün afet ve felaketlerden muhafaza eylesin. Hutbemi, Enfâl sûresinin 46. ayetinin mealiyle bitiriyorum: “Allah’a ve Resûlüne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz, gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Allah sabredenlerle beraberdir.”[8] [1] Müslim, Sıyâm, 203. [2] Müslim, Sıyâm, 202. [3] İbn Hanbel, I, 240. [4] Âl-i İmrân, 3/103. [5] Tirmizî, Birr, 11. [6] Tirmizî, Birr ve Sıla, 24. [7] Enfâl, 8/60. [8] Enfâl, 8/46. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

27 Haziran 2025
27 Haziran 2025 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! Hayber’in fetih günüydü. Müslümanlar o gün, büyük bir zafer elde etmişlerdi. Zaferin ardından sahabiler Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in yanında, canlarını feda eden şehitleri bir bir anıyorlardı. Birinin adı zikredildiğinde Peygamber Efendimiz (s.a.s), o kişi hakkında şöyle buyurdu: كَلَّا إِنِّي رَأَيْتُهُ فِي النَّارِ فِي بُرْدَةٍ غَلَّهَا  “Hayır! Ben onu kamu malından çaldığı bir hırka ile cehennemde gördüm.”[1] Allah Resûlü (s.a.s) bu sözleriyle bizlere; kamu hakkını çiğnemenin Allah yolunda ölen bir kimsenin şehit olmasına engel olacak derecede büyük bir günah olduğunu haber vermektedir. Aziz Müminler! Kamu hakkı; ‘Hukukullah’tır; Allah’ın hakkıdır, Rabbimizin bizlere emanetidir. Bu emanete sahip çıkmak, Müslüman olmanın bir gereğidir. Kamu hakkına ihanet etmek; sadece bir haksızlık değil, aynı zamanda bir zulümdür. Kamu malı ise; topyekûn bir milletin ortak menfaat alanıdır. Hiç kimse bu mallar üzerinde şahsi ve keyfi bir tasarrufta bulunamaz. Kamu malı; sadece hayatta olanların değil, henüz doğmamış çocukların, tüyü bitmemiş yetimlerin, bütün muhtaçların, garip gurebanın da hakkıdır. Kur’an-ı Kerim’de ‘Gulûl’ olarak isimlendirilen hazine, kamu, belediye, vakıf ve dernek mallarına el uzatmak; insanı dünyada zillete, ahirette büyük bir azaba sürükleyen ağır bir vebal, büyük bir günahtır. Nitekim Yüce Rabbimiz,  “…Kim, kamu malına ihanet ederse, kıyamet günü, hainlik ettiği şeyin günahı, boynuna asılı olarak gelir...”[2] buyurmaktadır. Kıymetli Müslümanlar! Kimi zaman görsel ve yazılı yayın organlarında gündeme gelen, kimi zaman dijital mecralarda dillendirilen, kimi zaman da insanlar arasında sohbet konusu olarak geçen kamu hakkı ihlallerini ve yüce dinimiz İslam’ın bu konuya bakışını bugün bir kez daha hatırlayalım. Hazineye, vakıflara, derneklere, kamu kurum ve kuruluşlarına ait menkul veya gayrimenkulleri zimmete geçirmek, işgal etmek ya da vasıflarını değiştirerek gayr-i meşru kazanç sağlamak ateşten bir korla karnı doldurmaktır. Bu hususta Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in uyarısı gayet açıktır: “Hiç kimse hakkı olmayan bir karış toprağı bile almasın! Eğer alırsa, kıyamet gününde Allah yedi kat yeri onun boynuna dolar.”[3] Kamu imkânlarını amacı dışında kullanmak, kamuya ait işleri yavaşlatmak ya da aksatmak, verilen görevleri layıkıyla yerine getirmemek hem vebal hem de günahtır. Kamu hizmetlerini sunarken insanlar arasında ayrım yapmak, tanıdığı kişilere öncelik vermek, çalışma saatlerinde şahsi işlerle meşgul olmak, hak hukuk tanımamaktır, günahtır. Yaptığı iş karşılığında aldığı ücretten başka, hak etmediği bir ücret talep etmek harama el uzatmaktır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) bu hususta bizleri şöyle uyarmaktadır: “Bir kimseyi bir işte görevlendirip yaptığı işin karşılığı olarak ona bir ücret verdiysek, onun bu ücret dışında alacağı her şey emanete hıyanettir.”[4] Değerli Müminler! Hediye kisvesine bürünen her türlü çıkar ilişkisi, cehennem ateşinden bir parçadır. Dijital mecralarda, yazılı ve görsel medyada yalan ve yanıltıcı haberlerle manipülasyon yaparak kamuyu zarara uğratmak haramdır. Bir kişinin yapabileceği bir iş için birden fazla kişiyi işe almak kamu kaynaklarını israf etmektir. Torpil yapmak ve yaptırmak, adam kayırmak ve kollamak, gençlerimizin hayallerini çalmaktır. Bir takım kanuni boşluklardan yararlanıp adeta gayrimenkul mafyası oluşturarak kamunun ve şahısların malına haksız yere el koymak, sahte belgeler ve yalan beyanlarla bunları haksızca ele geçirmek haramdır, zulümdür. Aziz Müslümanlar! Elektrik ve suyu kaçak kullanmak, toplumun tamamının malına el uzatmaktır, haramdır. Devletin; tarımda, hayvancılıkta ve ticarette verdiği destekleri amacı dışında kullanmak, kamu hakkını ihlal etmektir, günahtır. Daha fazla destek almak için olmayan tarlaları varmış gibi beyan etmek ya da vasıfsız tarlaları vasıflı göstermek, büyük bir haksızlıktır, zulümdür. Değeri düşsün diye çiftçinin ürününü tarlada bekleterek gerçek fiyatının altında almak, fiyatlar artsın diye karaborsacılık ve stokçuluk yapmak, haksız yere milletin malına el koymaktır, haramdır, günahtır. İhtiyacı olmadığı halde sosyal yardım almak, ailesinden kalan maaşı alabilmek için resmiyette boşanıp gerçekte birlikte yaşamaya devam etmek, ateşten gömlek giymektir. Naylon fatura ile vergi kaçırmak, sahte belgelerle mal beyanını düşük göstermek haramdır, günahtır. Engelli muafiyetinden yararlanılarak alınan aracı amacı dışında kullanmak, vergi imtiyazını istismar edip bunu bir rant kapısına çevirmek kamu hakkını gasp etmektir, haramdır. Menfaat elde etmek için rüşvet alıp vermek ise Allah’ın lanetine müstahak olmaktır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s), لَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الرَّاشِى وَالْمُرْتَشِى “Allah’ın laneti, rüşvet verenin de alanın da üzerine olsun.”[5] buyurmaktadır. Kıymetli Müminler! Dün, hicri 1447. yıla girdik. Hicri yeni yılımız mübarek olsun. Yüce Rabbim, hicri yılımızı; ümmet-i Muhammed’in birlik ve beraberliğine, bütün mazlumların felaha ermesine, hatalarımızı gözden geçirip günahlarımıza tövbe etmemize, kamu hakkına dair hassasiyetimizi yenilememize vesile kılsın. Hutbemi, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu uyarısı ile bitiriyorum: “Kamu malından haksız kazanç sağlayanlar için kıyamet günü ancak cehennem azabı vardır.”[6] [1] Müslim, İman, 182. [2] Âl-i İmrân, 3/161. [3] Müslim, Müsâkât, 141. [4] Ebû Dâvûd, Harâc, fey’ ve imâre, 9,10. [5] İbn Mâce, Ahkâm, 2. [6] Buhârî, Farzu’l Humus, 7. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

20 Haziran 2025
20 Haziran 2025 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! Bir eğitim öğretim yılı daha sona erdi. Milyonlarca çocuğumuz bu seneki eğitimlerini bugün itibariyle tamamlayıp yaz tatiline girecekler inşallah. Yaz ayları, çocuklarımız ve gençlerimiz için sadece dinlenme zamanı değil; aynı zamanda hayatlarını şekillendirecek önemli tercihler ve sınavların yapıldığı kritik bir dönemdir. Yüce Rabbim, başta bu hafta sonu üniversite sınavına girecek olan gençlerimiz olmak üzere bütün evlatlarımızı hem dünya hem de ahiret imtihanlarında başarılı eylesin. Onların bugünlere gelmesine vesile olan anne ve babalardan, öğretmenlerden ve emeği geçen herkesten razı olsun. Aziz Müminler! Çocuklar, Yüce Rabbimizin bizlere bahşettiği büyük bir nimet aynı zamanda bir emanettir. Onlar; Kur’an’ın ifadesiyle ‘dünya hayatının süsü’[1], Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in diliyle de amel defterimizi açık tutacak iyilik ve hayır kaynağımızdır.[2] Onları; Allah ve Resûlünün sevgisiyle büyütmek, hayatlarını güzel ahlakla süslemek ailelerin, toplumun, ilgili bütün kurum ve kuruluşların en başta gelen sorumluluğudur. Allah Resûlü (s.a.s), وَإِنَّ لِوَلَدِكَ عَلَيْكَ حَقًّا “Çocuğunun senin üzerinde hakkı vardır.”[3] buyurarak bu sorumluluğu bizlere hatırlatmaktadır.   Kıymetli Müslümanlar! Çocuklarımızı Allah’a iyi bir kul, ailesine ve topluma faydalı bir insan olarak yetiştirmek onların üzerimizdeki hakkıdır. Evlatlarımızın dünyevî başarıları için çaba sarf etmek ne kadar önemli ise, onlara helal ve haram duyarlılığı kazandırmak, onları günahlardan korumak da bir o kadar önemli ve değerlidir. Resûl-i Ekrem (s.a.s), “Hiçbir anne baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha kıymetli bir bağışta bulunmamıştır.”[4] buyurarak bu konuya dikkat çekmektedir. Değerli Müminler! İçinde yaşadığımız çağda çocuklarımız ve gençlerimiz her zamankinden daha fazla tehdit altındadır. Batıl ideolojiler, seküler hayat tarzı dayatmaları, ahlaki değerlerimizi yozlaştıran toplum projeleri ve ifsat edici medya içerikleri; gençlerimizi milli ve manevi değerlerimizden uzaklaştırmak için tüm gücüyle çalışmaktadır. Dijital platformlarda yayılan sanal kumar, şiddet içeren oyunlar ve fıtratı bozan paylaşımlar; evlatlarımızı ahlaki erozyona, yalnızlığa ve ‘akran zorbalığına’ maruz bırakmaktadır. Bu tehlikeli akımlar, gençlerimizi; ailesine, milletine ve dinine yabancılaştırmakta, onları merhametsiz, duyarsız ve hedefsiz bir insan haline getirmektedir. Aziz Müslümanlar! Bütün bu olumsuzluklardan çocuklarımızı ve gençlerimizi korumanın yolu; onları Peygamberimiz (s.a.s)’in güzel ahlakıyla yetiştirmektir. Yüce Rabbimizin, “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun...”[5] emri gereğince her türlü zararlı akımdan muhafaza etmektir. Allah Resûlü (s.a.s)’in, “Yedi yaşına geldiklerinde çocuklarınızı namaza alıştırın.”[6] tavsiyesine uyarak evlatlarımızı ibadet bilinciyle yetiştirmektir. وَلَا تَرْكَـنُٓوا اِلَى الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا  “Zalimlere asla meyletmeyin.”[7] ayeti mucibince onlara; zalimin karşısında, mazlumun yanında yer alma; din, vatan ve millet için var gücüyle çalışma şuuru kazandırmaktır. Kıymetli Müminler! Çocuklarımızın manevi gelişimlerine katkı sağlayacak, iyi bir insan olarak yetişmelerine vesile olacak yaz Kur’an kurslarımız 30 Haziran’da başlıyor inşallah. Kayıtlarımız devam etmektedir. Yaz Kur’an kursları; eğlenirken faydalı bilgilerin öğrenildiği, yeni arkadaşlıkların kurulduğu, camiyle bağların kuvvetlendiği, sorumluluk duygusunun geliştiği ilim ve hikmet yuvalarıdır. Bu kurslar sayesinde yavrularımız, hem yaz tatilinin neşesini yaşamakta hem de hayat boyu kendilerine rehber olacak Kur’an’la tanışmaktadır. Bugün öğrenecekleri bir dua, bir sûre, sahih bir dini bilgi; onların yarınlarını şekillendirecek, kalplerine inanç ve umut olacaktır. Sevgili Anne Babalar! Ebeveyn olma sorumluluğumuzun gereği olarak çocuklarımızı yaz Kur’an kurslarımızla buluşturalım. Unutmayalım ki, onların tertemiz zihinlerini ve gönüllerini sahih ve doğru dini bilgi ile donatmaz isek birçok hurafe, yanlış bilgi ve düşünceye maruz kalırlar. Bu da bizim; dünyada büyük bir vebale girmemize, ahirette ise hüsrana uğramamıza sebep olur. Hutbemi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in şu hadisiyle bitiriyorum: “Kur’an’ı öğrenin, okuyun ve okutun. Kur’an’ı öğrenen, okuyan ve onunla amel eden kimse, her tarafa koku yayan misk dolu bir kaba benzer...”[8] [1] Kehf, 18/46. [2] Müslim, Vasiyye, 14. [3] Müslim, Sıyâm, 183. [4] Tirmizî, Birr, 33. [5] Tahrîm, 66/6. [6] Ebû Dâvûd, Salât, 26. [7] Hûd, 11/113. [8] Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’an, 2. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

13 Haziran 2025
13 Haziran 2025 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! İnsanların hayatındaki en önemli günlerden ve dönüm noktalarından biri de evliliktir. Evlilik; bir erkek ve bir kadının Allah’ın emri, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in sünnetine uyarak meşru bir nikâhla hayatlarını birleştirmesidir. Evlilik; eşlerin gözünü haramdan koruyan, iffetini muhafaza eden[1], hürmet ve saygınlıklarını güvence altına alan güçlü bir kalkandır. Temiz ve sağlıklı bir neslin, sağlam ve güçlü bir toplumun teminatıdır. Cenâb-ı Hak, evliliğe mesafeli duran müminleri mutedil ve ölçülü bir hayata şöyle davet etmektedir: “Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz şeyleri kendinize haram kılmayın ve Allah’ın koyduğu sınırları da aşmayın. Zira Allah haddi aşanları sevmez.”[2] Aziz Müminler! Evliliğin ilanı olan nişan, nikâh ve düğün gibi merasimler ise sevinç ve mutluluğu paylaşmanın zarif yollarıdır. Gönülleri kaynaştırmanın, birlik ve beraberliği güçlendirmenin, dostlukları pekiştirmenin nadide fırsatlarıdır. Her işimizde olduğu gibi nişan, nikâh ve düğün merasimlerindeki ölçümüz, yüce dinimiz İslam’dır. Dinimiz, düğün merasimlerinde erkeklerin ve kadınların kendi aralarında mahremiyete riayet ederek meşru sınırlar içerisinde eğlenmelerine izin vermiştir. Ancak mahremiyetin gözetilmediği, tesettürün hiçe sayıldığı, alkolün tüketildiği, sevinçleri kedere dönüştüren silahlı kutlamaların yapıldığı, yüksek sesli müziklerle gece gündüz demeden çevrenin rahatsız edildiği, oluşturulan konvoylarla insanların can ve mal emniyetinin hiçe sayıldığı bir eğlence anlayışı dinimizde yoktur. Kıymetli Müslümanlar! Sade bir yüzük, içtenlikle yapılan bir dua, küçük bir ikram ile gerçekleşmesi gereken düğün merasimleri; maalesef, günümüzde, israf ve gösterişin zirveye çıktığı törenlere dönüşmüştür. Şatafatlı salonlardan israf kokan menülere, tesettüre uymayan kıyafetlerden hediyeleşme ruhundan uzak adeta bir borç gibi değerlendirilen takı yarışlarına kadar abartılı yapılan her şey, evliliğin ruhunu bozmaktadır. Allah Resûlü (s.a.s)’in bu husustaki uyarısı gayet açıktır: خَيْرُ النِّكَاحِ أَيْسَرُهُ “Nikâhın en hayırlısı, en kolay olanıdır.”[3] Dolayısıyla; evlilik teklifi, kız isteme, söz kesimi, kına ve çeyiz gibi evliliğe atılan adımlar, ailelerin ve gençlerin altından kalkamayacağı yükler haline getirilmemelidir. “Gelin hamamı”, “Bekârlığa veda partisi”, “Cinsiyet partisi”, “Bebek geliş kutlaması” gibi dinimizde ve kültürümüzde yeri olmayan, Allah’ın haram kıldığı günahlara kapı aralayan etkinliklere asla tevessül edilmemelidir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in, fıtratın gereği saydığı çocukların sünnet edilmesi,[4] amacından koparılmamalıdır. Sünnet düğünleri; abartılı kıyafetler, israfa varan harcamalar ve uzun konvoylar ile gösteriş ve övünç vesilesi haline getirilmemelidir.   Değerli Müminler! Unutmayalım ki; evlilikler sadelikten uzaklaşıp, gösterişe dönüştükçe ağır bir yük haline gelmektedir. Bu durum da gençlerimizi evlilikten soğutmakta ya da onların hiç evlenmemelerine sebep olmaktadır. Düğünlerde,  “Allah rızası” yerine “El âlem ne der!” anlayışı hâkim olduğunda; rahmetin yerini zahmet, muhabbetin yerini nefret, bereketin yerini borç almaktadır. Örf, adet ve gelenekler bahane edilerek “Eksik bir şey kalmasın!” düşüncesiyle yapılan harcamalar, kredi ve faiz yüküyle hem aileleri hem de gençleri telafisi güç sıkıntılara sürüklemektedir. Aziz Müslümanlar! Yüce Rabbimizin, وَاَنْكِحُوا الْاَيَامٰى مِنْكُمْ “İçinizden bekâr olanları evlendirin...”[5] emri gereği, gençlerimizi evlendirmek hem ailelerin hem toplumun hem de yetkili kişi ve kurumların sorumluluğudur. Dolayısıyla evlilik yaşının yükseldiği, doğum oranlarının azaldığı çağımızda bize düşen; gençlerimizi evliliğe teşvik etmek, evliliği kolaylaştırmak, bu yolda onlara maddi ve manevi destek sağlamaktır. Bize düşen; اِنَّ الْمُبَذِّر۪ينَ كَانُٓوا اِخْوَانَ الشَّيَاط۪ينِۜ “...Saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir...”[6]  ilahi uyarısını dikkate alarak, düğünlerimiz dahil her konuda aşırılıktan ve israftan uzak durmaktır. Bize düşen; مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلَا يَقْعُدَنَّ عَلَى مَائِدَةٍ يُدَارُ عَلَيْهَا بِالْخَمْرِ  “Allah’a ve ahiret gününe iman eden asla içki içilen bir sofrada oturmasın!”[7] nebevi uyarısı gereğince bütün kötülüklerin anası olan alkolün hiçbir çeşidine düğünlerimizde yer vermemektir. Alkollü davetlere asla katılmamaktır. Bize düşen; وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَٓائِمٍۜ “…Kınayanın kınamasından korkmazlar...”[8] ayeti mucibince Allah’ın rızasını, Resûlünün hatırını herkesten ve her şeyden üstün tutmaktır. Hayatımızın her alanında olduğu gibi düğünlerimizde de helallerle yetinmek, haramlara asla tevessül etmemektir. Hutbemi, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu hadisiyle bitiriyorum: “Nikâh benim sünnetimdir. Kim benim sünnetime uygun davranmazsa benden değildir. Evlenin, çoğalın. Çünkü ben, kıyamet günü diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim.”[9] [1] Buhârî, Nikâh, 3. [2] Maide, 5/87. [3] Ebû Dâvûd, Nikâh, 30-31. [4] Buhârî, Libâs, 63. [5] Nûr, 24/32. [6] İsrâ, 17/27. [7] İbn Hanbel, I, 20. [8] Mâide, 5/54. [9] İbn Mâce, Nikâh, 1. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

Cuma Hutbesi Nedir?

Cuma namazından önce imam tarafından okunan, din ve ahlak konularında toplumu aydınlatan konuşmalardır.

Haftalık Güncelleme

Hutbeler her hafta Cuma günü Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından güncellenmekte, sitemizde otomatik yayınlanmaktadır.

Hutbe Arşivi

Geçmişe ait tüm cuma hutbelerine ve özel gün hutbelerine arşivimizden ulaşabilirsiniz.