Türkiye'nin Umre & Hac Bilgi Portalı Kabe Canlı Yayın Kabe Canlı
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

Haftanın Cuma Hutbesi

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan haftalık cuma hutbeleri. Din, ahlak ve toplumsal değerler üzerine rehber metinler.

53+ Hutbe Metni
Haftalık Otomatik Güncelleme
Türkçe Tam Metin
Ücretsiz Erişim
3 Ekim 2025
3 Ekim 2025 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! Hicretin beşinci yılıydı. Bedir’de bozguna uğrayan, Uhud’da istediklerine tam olarak ulaşamayan Mekkeli müşrikler, İslam’ı ortadan kaldırmak, Müslümanları yok etmek için Medine’ye büyük bir saldırı hazırlığı yapmışlardı. Durumu öğrenen Peygamber Efendimiz (s.a.s), ashabıyla istişare etti ve Medine çevresine hendek kazılmasına karar verildi. Müminler el birliğiyle hendeği kazarken büyük bir kayaya denk geldiler. Resûl-i Ekrem (s.a.s), bir yandan bu kayayı kırdı, diğer yandan da Kisrâ’nın, Rum diyarının ve San’a’nın fethedileceğini müjdeledi.[1] Zorlu bir mücadelenin ardından, Cenâb-ı Hakk’ın lütuf ve inayeti, inananların azim ve gayretiyle düşman bozguna uğradı. Aziz Müminler! Günümüzde Hendek Savaşına benzer bir mücadele Gazze’de yaşanmaktadır. Dün, Allah Resûlü (s.a.s) ve ashabına zulmeden zalimler vardı. Bugün de dünyanın gözü önünde hiçbir hukuk tanımadan Gazze’de masum ve mazlumlara karşı soykırım uygulayan katiller var. Gazze’de camiler, mabetler, okullar ve hastaneler bombalanmakta; sadece bir şehir değil, bir medeniyet yok edilmeye çalışılmaktadır. Basın mensupları, yardım görevlileri ve sağlık çalışanları zalimce öldürülmektedir. Kıymetli Müslümanlar! Yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen Gazze’de bir avuç mücahit Müslüman, tıpkı Medine’de olduğu gibi kazdıkları hendeklerde dünyada eşine az rastlanır bir kahramanlık mücadelesi vermektedir. Kur’an-ı Kerim’de, “Birtakım insanlar onlara, ‘İnsanlar size karşı asker toplamışlar, onlardan korkun’ dediler de bu, onların imanlarını arttırdı ve ‘Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!’ diye cevap verdiler.”[2] buyrulduğu üzere; düşmanın çokluğu ve teknik imkânlarının güçlü olması, onların Allah’a olan teslimiyetlerini arttırmaktadır. Sanki onlar; “Müminler içinde Allah’a verdikleri söze bağlı kalan nice yiğitler vardır. Onlardan kimi, sözünü yerine getirip şehit olmuştur; kimi de şehitliği beklemektedir. Onlar verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.”[3] ayetinin vücut bulmuş halidir. Cenâb-ı Hak, sırât-ı müstakimden ayrılmayan, zorluklar karşısında sabır gösteren müminleri asla sahipsiz ve yardımsız bırakmaz. وَلَيَنْصُرَنَّ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُۜ “Şüphesiz Allah, kendi dinine yardım edenlere mutlaka yardım eder.”[4] Değerli Kardeşlerim! Müslümanlar, ne zaman Allah ve Resûlü’nün çağrısına uydular, gönüllerini birbirlerine açtılar, birlik ve beraberlik içinde hareket ettiler işte o zaman bütün zorlukların üstesinden geldiler. Ne zaman da ayrılığa düştüler, birbirlerinin dertleriyle ilgilenmediler, ilimde ve teknikte geri kaldılar o zaman güçleri zayıfladı, zalimler pervasızca kötülük yapar hale geldi. Yüce Rabbimiz, bu hususta bizleri şöyle uyarmaktadır: “Allah’a ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”[5] Öyleyse Aziz Müslümanlar! Dün olduğu gibi bugün de haklının yanında yer almaya devam edelim. Mezhep ve meşrep ayrılıklarını bir tarafa bırakıp birlik ve beraberliğimizi güçlendirelim. Ümmet bilincini, din kardeşliğini pekiştirelim. Birliğimizi bozmak isteyenlere karşı uyanık olalım. Masumların yanında olduğumuzun nişanesi olan etkinliklere destek verelim. Unutmayalım ki, Gazze bütün insanlık için bir ahlak ve vicdan sınavıdır. İnsanlık ailesi olarak ya el ele, gönül gönüle verip bu sınavı kazanacağız ya da hepimiz kaybedeceğiz. Hutbemi, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in Hendek Gazvesi esnasında yaptığı şu dua ile bitirmek istiyorum: “Ey Kur’an-ı Kerim’i indiren, hesabı çabuk gören Allah’ım! Zalim grupları bozguna uğrat ve perişan eyle!”[6] [1] Nesâî, Cihâd, 42. [2] Âl-i İmrân, 3/173. [3] Ahzâb, 33/23. [4] Hac, 22/40. [5] Enfâl, 8/46. [6] Buhârî, Tevhîd, 34. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

26 Eylül 2025
26 Eylül 2025 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! Yüce dinimiz İslam’ın temel esaslarından biri de namazdır. Namaz, Cenâb-ı Hakk’ın bütün peygamberlere ve ümmetlerine emrettiği bir ibadettir. Namaz; dinin direği, müminin miracı, imanın hayata yansımasıdır. Huzurun, teslimiyetin ve kulluğun tezahürüdür. Rükün, şart ve adabına riayet edilerek kılınan namaz; nefsimizi terbiye eder. Ömrümüze bereket katar. Evlerimize huzur verir. Bizleri dünyevi hırs ve gösterişten korur. Yorgun ruhlarımızı dinlendirir. Zorluklara ve sıkıntılara karşı sabretmeyi öğretir. Aziz Müminler! Namaz, sadece belirli hareketlerden ibaret değildir; o, hayatımıza yön veren, bizi istikamet üzere sabit tutan bir yol haritasıdır. Nitekim bizler; namaza başlarken ‘İftitah Tekbiri’ alır, Allah’tan başka ilah olmadığını dile getiririz. ‘Kıyam’ ile hakkın yanında batılın karşısında duracağımızı, zulme ve zalime asla rıza göstermeyeceğimizi beyan ederiz. ‘Kıraat’ ile Kur’an-ı Kerim’i okur, onun çağları aşan mesajlarını hayatımızın her alanına aktaracağımızı ifade ederiz. ‘Rükû’ ile Allah’tan başkasının önünde eğilmeyeceğimizi izhar ederiz. ‘Secde’ ile Rabbimize olan yakınlığımızın huzur ve mutluluğuna varırız. ‘Selâm’ ile elimizden ve dilimizden kimseye zarar gelmeyeceğinin güvenini veririz. Kıymetli Müslümanlar! Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) için namaz, hayatın son anına kadar terk edilmeyen bir kulluk vazifesidir. O, hayatının son günlerinde çok hasta olmasına rağmen cemaatle namazı bırakmamış, zorlukla da olsa namaz kılmak için mescide gelmiştir. Allah Resûlü (s.a.s), namazı bir kalkan olarak görmüş, meleklerin şahitlik ettiği sabah namazıyla gününe başlamış, “Her kim sabah namazını kılarsa, o kimse Allah’ın koruması altındadır.”[1] buyurmuştur. Bir vakit namazı terk etmeyi; dünyayı ve içindekileri kaybetmekle eşdeğer görmüş, “İkindi namazını kılmayan kimse, sanki ailesini ve malını yitirmiş gibidir.”[2] uyarısında bulunmuştur. Resûl-i Ekrem (s.a.s) sabah namazının bereketiyle başlayan gününü yatsı namazının sekinetiyle tamamlamış, “İnsanlar sabah ve yatsı namazındaki sevabı bilselerdi sürünerek de olsa camiye gelirlerdi.”[3] buyurmuştur. Değerli Müminler! Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in hayatında namaz, kulun Allah ile olan bağını canlı tutan bir ibadet, camiler ise bu ibadetin hayat bulduğu mübarek mekânlardır. Allah Resûlü (s.a.s), “Bir kişinin namaz kılmak için sürekli mescide gittiğini görürseniz onun imanına şahitlik ediniz!”[4] buyurarak, namaz ve camiyi, bir bütünün iki parçası olarak görmüş, imanın göstergesi saymıştır. Nitekim camiler; Allah’ın evi, Kâbe’nin şubesi, şehirlerimizin kalbi, medeniyetimizin temeli, huzur ve barışın teminatı olan mukaddes yerlerdir. Birlikte omuz omuza huzura durduğumuz, kardeşliğimizi pekiştirdiğimiz; doğru ve sahih bilgilerle hayatımızı güzelleştirdiğimiz ilim, hikmet ve irfan yuvalarıdır. Aziz Müslümanlar! Cami ve namaz; haz, hız, tüketim ve yalnızlığın kıskacındaki günümüz insanına nefes alma, sükûnet bulma ve yeniden huzura erme fırsatı verir. Toplumsal barışa katkı sağlar. Çocuklarımıza ve gençlerimize kimlik ve kişilik kazandırır, sorumluluk bilinci aşılar. Onları zararlı alışkanlıklardan ve yıkıcı ideolojilerden korur; ailelerine, topluma ve insanlığa faydalı hale getirir. O halde, Yüce Rabbimizin, وَأْمُرْ اَهْلَكَ بِالصَّلٰوةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَاۜ لَا نَسْـَٔلُكَ رِزْقاًۜ نَحْنُ نَرْزُقُكَۜ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوٰى “Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Biz sana rızık veriyoruz. Güzel sonuç Allah’a karşı gelmekten sakınanların olacaktır”[5] ayetine icabet ederek ailemizi; tatlı dil, güler yüz ve sabırla namaza alıştıralım. Rızık endişesinden dolayı çocuklarımızı ve himayemizde çalışanları namazdan alıkoymayalım. Allah Resûlü (s.a.s)’in sabah namazına giderken kızı Hz. Fâtıma annemizi ve damadı Hz. Ali efendimizi namaz için uyandırdığını[6] unutmayalım. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, ömrünün son anlarında bile “Namaza dikkat edin!”[7] uyarısında bulunduğunu, asla göz ardı etmeyelim. Kıymetli Müminler! Her yıl, 1-7 Ekim tarihleri arası “Camiler ve Din Görevlileri Haftası” olarak kutlanmaktadır. Bu yıl, “Peygamberimiz (s.a.s), Cami ve Namaz” temasıyla haftamızı idrak edeceğiz inşallah. Bu vesileyle; geçmişten günümüze aziz milletimizin manevi imarını gerçekleştiren hocalarımızdan, camilerimizin inşasında emeği geçen hayır sahiplerinden ve bütün cemaatimizden ahirete irtihal edenlere rahmet, hayatta olanlara sağlık ve afiyet diliyorum. Hutbemi Ankebût sûresinin kırk beşinci ayetiyle bitirmek istiyorum: “Kitaptan sana vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Kuşkusuz namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak en büyük iştir. Allah yaptıklarınızı bilir.”[8] [1] Müslim, Mesâcid, 262. [2] Buhârî, Mevâkîtü's-salât, 14. [3] Buhârî, Ezân, 9. [4] Tirmizî, Îmân, 8. [5] Tâhâ, 20/132. [6] Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 33. [7] İbn Mâce, Cenâiz, 64. [8] Ankebût, 29/45. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

19 Eylül 2025
19 Eylül 2025 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! Bir gün, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in huzuruna bir sahabi geldi ve şöyle dedi: “Ey Allah’ın Elçisi! Ben ticaretle uğraşırım. Mal alırken fiyatı düşük söyler, sonra yavaş yavaş artırırım. Mal satarken de yüksekten başlar, sonra düşürürüm. Bu yaptığım doğru mudur?” Bunun üzerine Allah Resûlü (s.a.s) şöyle buyurdu: “Asla dediğin şekilde yapma! Bir şey alacaksan malın gerçek fiyatını söyle. İster versinler ister vermesinler. Bir şey satacaksan da onun gerçek fiyatını söyle. İster alsınlar ister almasınlar.”[1] Aziz Müminler! Yüce dinimiz İslam’ın üzerinde durduğu önemli konulardan biri de ticaret ahlakıdır. İslam’ın emrettiği ticaret ahlakının temelinde helal haram hassasiyeti vardır. وَاَق۪يمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْم۪يزَانَ Tartıyı adaletle yapın, teraziyi eksik tutmayın.”[2] ayeti gereğince ölçü ve tartıya adaleti hâkim kılmak vardır. Doğruluk ve dürüstlüğü esas almak, yalan ve hileye tevessül etmemek vardır. Kıymetli Müslümanlar! Ticaret hayatımızda en güzel örnek, kendisi de ticaretle meşgul olan Allah Resûlü (s.a.s)’dir. O, nübüvvetten önce de Muhammedü’l-Emîn, yani Güvenilir Muhammed olarak tanınmıştır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), çalışmayı ve helal yoldan kazanç elde etmeyi teşvik etmiş, tembelliği ve dilenciliği hoş görmemiştir. Ticarette terazisine hile karıştıran, diline yalan bulaştıran, kazancına haram katanları cehennem azabıyla uyarmıştır. Değerli Müminler! Maalesef, bugün Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, “Öyle bir zaman gelecek ki, kişi, malını helâlden mi yoksa haramdan mı elde ettiğine bakmayacak!”[3] buyurduğu günlerden geçiyoruz. Kimi insanlar, daha çok kazanma ve kısa yoldan zengin olma arzusuna kapılıp helâl haram hassasiyetini kaybetmiş durumdadır. İslam’a göre; sattığı ürünü olduğundan farklı göstermek, karaborsacılık, tefecilik ve stokçuluk yapmak kul hakkıdır, haramdır. Verdiği sözü yerine getirmemek, yerine getiremeyeceği bir şeyi taahhüt etmek yalancılıktır, günahtır. Alım satımda yerli ve yabancı kişilere farklı tarifeler uygulamak, aldatmadır, günahtır. Afet zamanlarını, öğrencilerin okul, memurların tayin dönemlerini fırsat bilerek kira ve ürün fiyatlarını artırmak kul hakkıdır, vebaldir. Alışverişte satılan malların kusurlarını bilerek gizlemek, satıcının bilgisizliğinden veya zor durumda kalmasından istifade ederek malı gerçek fiyatından düşük bir fiyata almak fırsatçılıktır, emeğe ihanettir. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in uyarısı gayet açıktır: “Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Kusurlu bir malı, kusurunu açıklamadan din kardeşine satması helâl değildir.”[4] Kıymetli Müslümanlar! Aziz milletimiz, Allah Resûlü (s.a.s)’in güzel ahlakını ticaretimize ahîlik teşkilatı ile taşımıştır. Ahîlik; iyiliğin tezgâhta dokunduğu, alın terinin duayla buluştuğu, kazancın sadece cepte değil yürekte de biriktiği bir gönül kurumudur. Yüce Rabbimizin, “Onlar, ne ticaret ne de alışverişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.”[5] buyurduğu üzere; imanı kalbe nakşeden, ticaret uğruna ibadetten vazgeçmeyen şahsiyetler topluluğudur. Bugün bize düşen, ahîlik anlayışını ticaretimize yeniden hâkim kılmaktır. Rızkımızı helal yollardan temin etmenin gayretinde olmaktır. Unutmayalım ki, ticaretin bereketi dürüstlükte, huzuru helâlde, kazancı ise Allah’ın rızasında saklıdır. Hutbemi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in şu müjdesiyle bitiriyorum: “Dürüst ve güvenilir tüccar, mahşerde peygamberler, sıddîklar ve şehitlerle beraberdir.”[6] [1] İbn Mâce, Ticâret, 29. [2] Rahmân, 55/9. [3] Buhârî, Büyû’, 23. [4] İbn Mâce, Ticâret, 45. [5] Nûr, 24/37. [6] Tirmizî, Büyû’, 4. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

12 Eylül 2025
12 Eylül 2025 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! Huzurlu bir toplumun teminatı sağlam ve güçlü bir ailedir. Aile, dinen evlenmelerine engel bulunmayan bir erkek ve bir kadının meşru nikâhla kurdukları mutluluk ve muhabbet yuvasıdır. Aile, insanlık tarihinin en kadim ve en sağlam kurumudur. İnancın, kimliğin ve kişiliğin şekillendiği, millî ve manevi değerlerin gelecek nesillere aktarıldığı eşsiz bir mekteptir. Hutbemin başında okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimizin, “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için eşler yaratması ve aranızda sevgi ve merhamet var etmesi O’nun varlığının ve kudretinin delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.”[1] buyruğu üzere aile; sevgi ve saygı, şefkat ve merhamet ocağıdır. Aziz Müminler! Bizler, aile ahlakına yönelik tüm güzellikleri ve incelikleri Peygamber Efendimiz (s.a.s)’den öğrendik. Allah Resûlü (s.a.s), ailesine karşı son derece zarif ve nazikti. Onun bütün konuşmalarında ve tavırlarında nezaket vardı. O, ailesinin hiçbir ferdinin gönlünü incitmemiş, kalbini kırmamış, onlara kötü söz söylememiştir. Resûl-i Ekrem (s.a.s), “Ben onun sevgisi ile rızıklandırıldım.”[2] buyurarak eşi Hz. Hatice’ye olan sevgisini daima dile getirmiştir. “Allah rızasını umarak ailene yaptığın her harcamadan muhakkak sevap alırsın.”[3] hadisiyle aile için yapılan her fedakârlığı, Allah’ın rızasını kazandıran bir iyilik olarak değerlendirmiştir. Kıymetli Müslümanlar! Kur’an’ın ve sünnetin ortaya koyduğu ahlaki değerlerden uzaklaşıldığında aileler, huzur ve mutluluğa hasret kalır. Maalesef, günümüzde, aileyi hedef alan bazı mihraklar tarafından; kadınlar annelik, erkekler babalık gibi kutsal bir değerden uzaklaştırılmak, kadın ve erkeğin aile içindeki rolleri zayıflatılmak istenmektedir. İslam’ın haram kıldığı, fıtrata aykırı sapkınlıklar medeni birliktelik adıyla masum; nikâhsız beraberlikler normal; evlilik ise bir yük ve külfet olarak sunulmaktadır. Oysaki evlenmek ve aile olmak; Allah’ın emri, Peygamberimizin sünneti, fıtratın gereğidir. Neslin ve milletin devamı için zaruridir. Allah Resûlü (s.a.s) bir hadislerinde evliliğe şöyle teşvik etmektedir: “Evlenmek, gözü haramdan çevirmek ve iffeti korumak için en iyi yoldur.”[4] Değerli Müminler! İffet ve hayâyı ortadan kaldıran, nesilleri ve toplumu ifsat eden zinaya giden yollar meşrulaştırılmaya çalışılmamalı; çıplaklık ve teşhircilik, hayatın bir parçasıymış gibi lanse edilmemelidir. Alkol, kumar ve madde bağımlılığı normal; çarpık ilişkiler ve boşanmalar sıradan, öfke ve şiddet olağanmış gibi gösterilmemelidir. Şu husus unutulmamalıdır ki, zina, alkol ve kumar, dinimizin haram kıldığı büyük günahlardandır. Yüce Rabbimizin bu hususlarla ilgili uyarıları gayet açıktır: “Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.”[5] Aziz Müslümanlar! Bugün, aile yapısı, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar küresel lobiler, çıkar çevreleri ve emperyalist güçlerin kuşatması altındadır. Bu şer odakları; aile bağlarını zayıflatmayı, nesilleri şahsiyetsiz ve kimliksiz bırakmayı, öz değerlerinden ayırmayı bir hedef haline getirmiştir. Hal böyleyken, aile kurmak, aileyi korumak ve güçlendirmek yalnızca bireysel bir sorumluluk değil, iman, vicdan ve izan sahibi her insanın; dini, ahlaki ve insani sorumluluğudur. Nitekim hutbemin başında okuduğum hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.s), “Ailesine karşı sorumluklarını ihmal etmesi, kişiye günah olarak yeter.”[6] buyurmaktadır. Kıymetli Müminler! Aile değerlerinin örselenmeye çalışıldığı bu zamanda bize düşen; dünyadaki cennetimiz, muhkem kalemiz, son sığınağımız olan ailemizin kıymetini bilmektir. Aile hayatında, Allah’ın koyduğu helal-haram sınırlarını gözetmek, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in güzel ahlakını esas almaktır. Yüce Rabbimizin, “Ailene namazı emret, kendin de ona sabırla devam et.”[7] emrine uyarak ailemize ibadet bilinci kazandırmaya gayret göstermektir. Ailenin temeli olan evlilikleri kolaylaştırmak, gençlerimizi evliliğe teşvik etmektir. Ailemizle geçirmemiz gereken nitelikli zamanı televizyon ve telefon başında heba etmemektir. Aile içi iletişimi canlı tutmaktır. Aile fertlerinin duygusal ihtiyaçlarını önemsemektir. Çocuklarımızı, ailenin sıcaklığından, sevgi ve alakasından mahrum bırakmamaktır. Hutbemi Allah Resûlü (s.a.s)’in şu duasıyla bitiriyorum: “Her şeyin Rabbi olan Allah’ım! Beni ve ailemi dünya ve ahirette her an sana ihlâsla bağlı olan kullarından eyle.”[8] [1] Rûm, 30/21. [2] Müslim, Fedâilü’s-sahâbe, 75. [3] Buhârî, Cenâiz, 36; Müslim, Zekât, 48. [4] Buhârî, Nikâh, 3; Müslim, Nikâh, 1. [5] İsrâ, 17/32. [6] Ebû Dâvûd, Zekât, 45. [7] Tâhâ, 20/132. [8] Ebû Dâvûd, Vitr, 25. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

5 Eylül 2025
05 Eylül 2025 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! Yüce dinimiz İslam, kadın erkek her Müslümana ilim öğrenmeyi farz kılmıştır. İlim; kişinin kendini bilmesi, Rabbini tanıması ve yaratılış gayesini idrak etmesini sağlar. اِقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذ۪ي خَلَقَۚ “Yaratan Rabbinin adıyla oku!”[1] emri bize; ilim elde etmenin Allah’ın adıyla ve O’nun rızası için yapılması gerektiğini haber verir. Aziz Müminler! İslam’a göre ilim sadece meslek, kariyer ve dünya kazancı için yapılan bir yarış değildir. Allah’ın, öğrenilmesini emrettiği, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in rehberlik ettiği ilmin temelinde; hayatın merkezine Kur’an’ı yerleştirmek vardır. Allah’ın ve Resûlü’nün sevgisini gönüllere nakşetmek vardır. Yaratana hürmet eden, yaratılana şefkat gösteren bir anlayışı hâkim kılmak vardır. Şiddetin yerine muhabbeti, nefretin yerine merhameti; kin ve düşmanlığın yerine sevgi ve saygıyı ikame etmek vardır. İmanlı, ahlaklı ve erdemli nesiller yetiştirmek vardır. Kıymetli Müslümanlar! Bizler, ilmin değerini Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’den öğrendik. إِنَّمَا بُعِثْتُ مُعَلِّماً “Ben, ancak bir öğretmen olarak gönderildim.”[2] buyuran Allah Resûlü (s.a.s), Mekke’nin o zor günlerinde Dârulerkam’ı bir ilim mektebine; Medine’nin daha ilk günlerinde Mescid-i Nebi’yi bir hikmet yuvasına dönüştürmüştür. Allah Resûlü (s.a.s), “Ya öğreten ol, ya öğrenen ol, ya dinleyen ol, ya da ilmi destekleyen ol. Beşincisi olma, helâk olursun!”[3] hadisiyle bizleri ilme teşvik etmiştir. “Kim, ilim için yola çıkarsa Allah ona cennete giden yolu kolaylaştırır.”[4] buyurarak ilim talebelerini ve muallimleri cennetle müjdelemiştir. Resûl-i Ekrem (s.a.s)’i rehber edinen her öğretmen; eğitim ve öğretim için harcadığı zamanı bir ibadet şuuruyla değerlendirmeli; öğrencilerini, Allah’ın bir emaneti olarak görmelidir. Onlara, önce Allah’a ve Resûlü’ne imanı öğretmeli; sonra da adalet, merhamet, güzel ahlak, helal haram bilinci gibi değerler üzerine bina edilmiş iyi bir insan, güzel bir Müslüman olmanın yollarını göstermelidir. Değerli Müminler! Zamanımızda yaşanılan problemlerin temelinde evlatlarımızı; Rabbimizin emrine, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in yüce ahlakına göre eğitememiş olmamız yatmaktadır. Bugün ne yazık ki kimi çocuklarımız daha küçük yaşlarda bağımlılık tuzağında, kimileri sanal kumar batağında; kimileri sapkın fikirlerin, batıl düşüncelerin, fıtratlarını bozacak yanlış anlayışların ağında, kimileri akran zorbalığı altında, kimileri ise moda ve özenti uğruna elimizden kayıp gitmektedir. Maalesef anne, baba ve toplum tarafından ihmal edilen; manevi değerlerimize göre yetiştirilemeyen, kötülerin insafına terk edildiğinden dolayı suça sürüklenen nice çocuk vardır. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in uyarısı gayet açıktır: “Hiçbir anne baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha kıymetli bir bağışta bulunmamıştır.”[5] Aziz Müslümanlar! Eğitim ve öğretimin aileden sonraki en önemli ayağı okullardır. Ailede ve okulda öğretilemeyen sevgi, saygı ve tahammül; sokakta öfke ve şiddete, akran zorbalığı ve kavgaya dönüşmektedir. Yine öğretilemeyen adalet, merhamet ve edep; toplumda haksızlık, kargaşa ve ahlaksızlığa yol açmaktadır. O halde Allah’ın bize emanet ettiği evlatlarımızı; “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.”[6] buyuran Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in ahlakıyla buluşturalım. Onlara; iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırmanın yollarını öğretelim. Çocuklarımızın değerlerimize bağlı birer insan olarak yetişmeleri için, aile, okul ve toplum el birliğiyle sorumluluklarımızı yerine getirelim. Okullarımızda okutulan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersini büyük bir fırsat bilelim. Ahlaki ilkeleri hem teorik hem de pratik olarak çocuklarımıza kazandıralım. Ayrıca Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in doğumunun 1500’üncü yılı münasebetiyle okullarımızda Peygamberimizin Hayatı ve Kur’an-ı Kerim dersini bu yıl daha çok öğrencimizin; severek, muhabbet ve heyecan duyarak seçmesini sağlayalım. Bu vesileyle milyonlarca evladımızı yeniden okullarla buluşturacak olan eğitim öğretim yılının hayırlı olmasını Cenâb-ı Hak’tan niyaz ediyorum. Hutbemi Allah Resûlü (s.a.s)’in şu duasıyla bitiriyorum: “Allah’ım! Bana öğrettiklerinle beni faydalandır. Fayda verecek ilmi bana öğret ve ilmimi artır.” [7] [1] Alak, 96/1. [2] İbn Mâce, Sünnet, 17. [3] Dârimî, Mukaddime, 26. [4] Tirmizî, İlim, 19. [5] Tirmizî, Birr, 33; İbn Hanbel, IV, 77. [6] İbn Hanbel, II, 381. [7] Tirmizî, Deavât 128; İbn Mâce, Sünnet, 23. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

29 Ağustos 2025
29 Ağustos 2025 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! Müjdeler olsun hepimize! Bir kez daha kavuştuk Mevlid-i Nebi’nin manevi iklimine! Önümüzdeki Çarşamba akşamı, Rebîülevvel ayının on ikinci gecesi. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)’in doğumunun 1500’üncü yıldönümü. Bizleri, Allah Resûlü (s.a.s)’e ümmet kılan Yüce Rabbimize hamd ve sena; Peygamber Efendimize, ehl-i beytine ve ashabına salat ve selam olsun. Mevlid Gecemiz şimdiden mübarek olsun. Duygularımı şairin şu mısralarıyla dile getirmek istiyorum: Gel, Ey Muhammed, bahardır. Dudaklar ardında saklı Aminlerimiz vardır!.. Hacdan döner gibi gel; Miraç’tan iner gibi gel; Bekliyoruz yıllardır! Aziz Müminler! İnsanlık, merhameti Peygamberimiz (s.a.s) ile tanımıştır. Rahmet Peygamberi (s.a.s), zulmün ve karanlığın hâkim olduğu bir çağa güneş gibi doğmuştur. Cenâb-ı Hakk’ın, وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ۟ “Resûlüm! Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.”[1] buyruğu gereğince; kin, nefret ve husumetin yerine sevgi, şefkat ve merhameti yerleştirmiştir. Kendisiyle konuşurken titreyen birine, “Endişelenme! Ben de senin gibi kuru et yiyen bir kadının oğluyum.”[2] buyurarak mütevazı olmayı insanlara öğretmiştir. Aile, Peygamberimiz (s.a.s) ile huzur bulmuştur. O, Yüce Rabbimizin emri gereğince aileyi; sevgi ve merhamet, ülfet ve muhabbet, güven ve sadakat üzerine inşa etmiştir. Ailesinin hiçbir ferdine kaba davranmamış, kötü söz söylememiş, onları asla incitmemiştir. “Dikkat edin! Sizin kadınlar üzerinde hakkınız olduğu gibi onların da sizin üzerinizde hakları vardır.”[3] buyurarak; dışlanan, hor görülen, insani ve sosyal haklarından mahrum bırakılan kadına hak ettiği değeri vermiştir. Kıymetli Müslümanlar! Çocuklar, Peygamberimiz (s.a.s) ile sevgiyi tatmıştır. Allah Resûlü (s.a.s); utanç vesilesi sayılan, diri diri toprağa gömülen kız çocuklarını koruyup gözeteni, terbiye edip yetiştireni cennetle müjdelemiştir.[4] Gençler, Peygamberimiz (s.a.s) ile değer kazanmıştır. Allah Resûlü (s.a.s) gençlere daima güvenmiştir. Onların fikirlerine değer vermiş, onlara özgüven ve şahsiyet kazandırmış, mizaç ve yeteneklerine uygun sorumluluklar yüklemiştir. Değerli Müminler! Yaşlılar, Peygamberimiz (s.a.s) ile hürmet görmüştür. Resûl-i Ekrem (s.a.s), “Kim bir yaşlıya yaşından dolayı hürmet ederse, Allah da ona, yaşlılığında hürmet edecek birisini gönderir.”[5] buyurarak yaşlılara ilgi göstermeyi, onlarla alakadar olmayı öğütlemiştir. Yetimin ve mazlumun yüzü Peygamberimiz (s.a.s) ile gülmüştür. Allah Resûlü (s.a.s), “İşaret parmağıyla orta parmağını bir arada göstererek, ben ve yetime kol kanat geren kimse cennette böyle yan yana olacağız.”[6] buyurarak yetimi koruyan, onun haklarını gözeten müminin cennette kendisine en yakın kişi olacağını müjdelemiştir. Muhterem Müslümanlar! Aziz milletimiz, Peygamberimiz (s.a.s)’e olan sevgisini; onun ve ehl-i beytinin güzel isimlerini çocuklarına vererek, askerine Mehmetçik diyerek, ordusunu Peygamber ocağı görerek, malını ve canını onun yolunda feda ederek ortaya koymuştur. Hutbeme başlarken okuduğum hadis-i şerifte Allah Resûlü (s.a.s), “Sizden biriniz, beni anne ve babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe tam anlamıyla iman etmiş olmaz.”[7] buyurmaktadır. Evet, şanlı ecdadımız Allah Resûlü (s.a.s)’i canından aziz bilmiştir. Onun getirdiği rahmet mesajlarını bütün insanlığa ulaştırmak, dünyada huzur ve barışı sağlamak için cepheden cepheye koşmuştur, koşmaya da devam etmektedir. Bunun en son örneklerinden biri de yarın kutlayacağımız 30 Ağustos Zaferi’dir. Yüce Rabbim; Peygamber aşkıyla yanıp tutuşan, vatan ve mukaddesat uğruna canını feda eden aziz şehitlerimize ve ahirete irtihal eden kahraman gazilerimize rahmet eylesin. Bugün bize düşen ise, Allah Resûlü (s.a.s)’in muhabbetiyle kalplerimizi birbirine kenetlemektir. Onun bizlere sunduğu rahmet esintileriyle yüreklerimizi buluşturmaktır. Onun birlik ve beraberlik çağrılarıyla kardeş olmaktır. Hutbemi Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu uyarısıyla bitiriyorum: “Birbirinize haset etmeyin. Birbirinize sırtınızı dönmeyin. Birbirinize kin ve nefret beslemeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun!”[8] [1] Enbiyâ, 21/107. [2] İbn Mâce, Et’ime, 30. [3] Tirmizî, Radâ, 11. [4] Ebû Dâvûd, Edeb, 120-121; İbn Hanbel, III, 96. [5] Tirmizî, Birr, 75. [6] Buhârî, Talâk, 25. [7] Buhârî, Îmân, 8. [8] Buhârî, Edeb, 57. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

22 Ağustos 2025
22 Ağustos 2025 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! Hutbeme başlarken okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Ölüm sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et.”[1] Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Allah’ın, kulları üzerindeki hakkı, kulların O’na ibadet etmeleri ve hiçbir şeyi O’na ortak koşmamalarıdır. Böyle yapmaları halinde kulların Allah üzerindeki hakkı ise, onlara Allah’ın azap etmemesi ve onları cennetine koymasıdır.”[2] Aziz Müminler! İbadet; İslam’ın emri, Müslümanın şiarı, imanın hayata yansımasıdır. Yüce Rabbimize olan teslimiyetimizin, şükrümüzün ve muhabbetimizin ifadesidir. İbadet, kul ile Allah arasındaki en sağlam bağdır. İnsanı Cenâb-ı Hakk’ın rızasına, rahmetine ve sevgisine ulaştıran en güzel yoldur. Kişinin şahsiyetini inşa eden, ruhunu olgunlaştıran, ahlakını güzelleştiren; kalbine nur, ruhuna sekinet veren ilahî bir disiplindir. وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ “Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.”[3] ayetinde buyrulduğu üzere ibadet, yaratılış amacımızdır, kulluğumuzun gereğidir. Kıymetli Müslümanlar! İbadetler, Allah’ın kullarına yüklediği yük değil, lütuftur. Zira ibadetler; sabrı kuşanmayı, zamanı doğru kullanmayı bizlere öğretir. Nefsimizin cimriliğinden korur, yardımlaşma ve paylaşma bilinci kazandırır. Ümmet olma hassasiyetimizi pekiştirmemize, kardeşliğimizi kuvvetlendirmemize vesile olur. Hâsılı ibadetler, bizi; ailemize, çevremize ve topluma faydalı insan haline getirir. Dinimiz, hayatımızın her anını ibadet bilinciyle geçirmemizi öğütlemektedir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de قُلْ اِنَّ صَلَات۪ي وَنُسُك۪ي وَمَحْيَايَ وَمَمَات۪ي لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ “De ki: Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, hayatım da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.”[4] buyrularak bu hususa dikkatlerimiz çekilmektedir. Allah’ın, bizim için farz kıldığı ibadetleri ihmal etmeden kendimizin ve ailemizin rızkını helalinden temin etmek için çalışmamız da bir ibadettir. İnsanları aldatmadan, faiz, yalan, stokçuluk gibi günahlara dalmadan, kul ve kamu hakkına bulaşmadan dürüst çalışmak da bir ibadettir. Değerli Müminler! Bir Müslümanın, İslam’ın inanç esaslarını ve ibadetlerini göz ardı ederek başka bir dinin inanç ve ibadetlerinden, örf ve adetlerinden medet umması düşünülemez. Gerçek huzur ve mutluluk; ihlas ve samimiyet içerisinde Allah’a ibadet etmekle mümkündür. Yüce Rabbimiz, اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ “Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.”[5] buyurmaktadır. Eğer gençlerimizin ve çocuklarımızın gönlüne Allah sevgisini, ibadet aşkını yerleştiremez, kalplerini ilim ve irfanla dolduramazsak, maalesef onlar da İslam dışındaki batıl inançlardan ve kültürlerden huzur ve teselli arama çabasına girerler. Aziz Müslümanlar! Cuma günü camilerimiz dolup taşıyor elhamdülillah. Bizi kötülüklerden alıkoyan, iyiliklere ulaştıran vakit namazlarımıza da aynı ehemmiyeti gösterelim. Toplumsal huzurun, barış ve kardeşliğin sembolü olan camilerimizde omuz omuza kıyama duralım. Ailece camide olalım. Çocuklarımızı güzel söz ve tatlı dille camilere alıştıralım. Unutmayalım ki, bizler dünya hayatına sadece mal biriktirmek, makam ve mevki elde etmek, oyun ve eğlence içinde bir ömür geçirmek için gelmedik. İbadetler olmadan imanımız kemale ermez. Kazancımız bereketlenmez. Yuvamızda huzur olmaz. Hayatımızı anlamlı kılacak olan, güzel ahlakla bezenmiş ibadetlerimizdir. Bizi Allah katında değerli kılacak olan da işte budur. Cenâb-ı Hakk’ın uyarısı gayet açıktır: قُلْ مَا يَعْبَؤُ۬ا بِكُمْ رَبّ۪ي لَوْلَا دُعَآؤُ۬كُمْۚ “De ki: Duanız, ibadetiniz olmasa Allah ne diye size değer versin!”[6] Kıymetli Müminler! İçinde bulunduğumuz Ağustos ayının son günleri, î’lây-i kelimetullah aşkıyla yanan şanlı ecdadımızın vatan ve mukaddesat uğruna nice zaferler elde edip fetihler gerçekleştirdiği önemli günlerdir. Yüce dinimiz İslam’ın yolunda aziz ecdadımız Malazgirt Zaferi ile Anadolu’yu bize vatan kılmıştır. Büyük Taarruz ile de Anadolu’nun ilelebet bir Müslüman yurdu olduğunu tüm dünyaya ilan etmiştir. Bu vesile ile mukaddes değerler uğruna canını feda eden aziz şehitlerimize, Hakk’a yürüyen kahraman gazilerimize Yüce Rabbimden rahmet diliyorum. [1] Hicr, 15/99. [2] Müslim, Îmân, 48; Buhârî, Cihâd, 46. [3] Zâriyât, 51/56. [4] En’âm, 6/162. [5] Ra’d, 13/28. [6] Furkân, 25/77. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

15 Ağustos 2025
15 Ağustos 2025 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir gün, ashâbına “Müflis kimdir biliyor musunuz?” diye sordu. Sahabe-i kirâm, ‘Malını mülkünü kaybetmiş, iflas etmiş kimsedir.’ diye cevap verdiler. Bunun üzerine Allah Resûlü (s.a.s) şöyle buyurdu: “Bir kişi kıyamet günü kıldığı namaz, tuttuğu oruç ve verdiği zekâtla gelir. Ancak dünyada iken birine sövmüş, diğerine iftira atmış, ötekinin malını yemiş, berikinin kanını dökmüş, bir başkasını dövmüştür. İhlal ettiği bu hakların karşılığı olarak onun iyiliklerinden alınıp hak sahiplerine verilir. Şayet hesap tamamlanmadan iyilikleri biterse, mağdur ettiği insanların günahlarından alınarak onun üzerine yüklenir, sonra da cehenneme atılır. İşte gerçek müflis budur.”[1] Aziz Müminler! Ailede, toplumda ve dünyada yaşanan bütün kötülüklerin temelinde kul hakkı ihlalleri vardır. Maalesef, kimi zaman alışkanlıkla, kimi zaman ihmal ve gafletle, kimi zaman da kasten kul hakları ihlal edilmektedir. Canın, dinin, malın, aklın ve neslin muhafazası, İslam’ın en temel esaslarındandır. Bu haklar Allah katında kutsal ve dokunulmazdır. Onların ihlali ise ağır bir vebal, büyük bir zulüm ve kul hakkına girmektir. Kıymetli Müslümanlar! Kul hakkı ihlallerinin en büyüğü, bir insanın canına kast etmektir. Ne yazık ki bugün, siyonist zalimler, dünyanın gözü önünde bu insanlık suçunu işlemeye devam etmektedir. Yüce Rabbimizin bu husustaki uyarısı gayet açıktır: “Kim bir mümini kasten öldürürse; cezası, içinde ebedi kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.”[2] Bize düşen ise; başta Gazze olmak üzere dünyadaki zulümlere karşı sessiz kalmamak, mazlumlara maddi ve manevi desteğimizi daha da artırmaktır. Değerli Müminler! Karşılıklı rıza olmadan Yüce Rabbimizin koyduğu miras ölçüsünü değiştirmek ilahî adalete aykırıdır. Dolayısıyla kişinin; kız çocuklarını mirastan mahrum bırakması, kız çocuklarının da Allah’ın takdir ettiği hakka razı olmaması kul hakkıdır. Arazi sınırlarını ihlal ederek başkasının mülkünü gasp etmek, asılsız gerekçelerle insanların mallarına el koymak, yalan beyanlarla insanları mağdur etmek ateşten gömlek giymektir. Hutbeme başlarken okuduğum hadis-i şerifte Resûl-i Ekrem (s.a.s), “Hiç kimse hakkı olmayan bir karış toprağı bile almasın! Eğer alırsa, kıyamet gününde Allah yedi kat yeri onun boynuna dolar.”[3] buyurmaktadır. Aziz Müslümanlar! Adam kayırmak, çalışanlar arasında adil davranmamak kul hakkıdır. İşverenin; çalışanına ücretini tam ve zamanında vermemesi, gücünün üstünde iş yüklemesi, sigortasını yaptırmadan onu çalıştırması kul hakkıdır, günahtır. Çalışanın ise, işverenin malına zarar vermesi, çalışma saatlerine riayet etmemesi, hasta olmadığı halde rapor alarak işe gitmemesi de kul hakkıdır, günahtır. Zemin etüdü yaptırmadan bina inşa etmek, inşaat malzemesinden çalmak, kalitesiz malzeme kullanmak insanları aldatmaktır, kul hakkıdır. Ayrıca, ülkemize gelen yabancılara, yurt dışından vatanlarını ziyarete gelen kardeşlerimize alışverişte farklı tarife uygulamak, bilgisizliklerinden istifade ederek onları aldatmak kul hakkıdır, günahtır. Kıymetli Müminler! Hangi sektörde olursa olsun, üreticinin malını değerinden düşük alıp yüksek fiyatlara satmak, bir ürünün raf ömrünü uzatmak için içerisine sağlığa zararlı maddeler katmak, son kullanma tarihi geçmiş ürünleri piyasaya sürmek kul hakkıdır, günahtır. Stokçuluk ve karaborsacılık yaparak fiyatları yükseltmek, ölçü ve tartıda hile yapmak, ayıplı bir malın kusurunu gizleyerek satmak kul hakkıdır, haramdır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s), مَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا “Bizi aldatan bizden değildir.”[4] buyurarak konunun önemine dikkatlerimizi çekmektedir. Ayrıca kişinin, herkesin ortak kullanımına ait olan sokakları ve kaldırımları şahsi çıkarları için işgal etmesi ve insanların yürümelerine engel olması kul hakkıdır. Sosyal medyada, dijital mecralarda yalan ve yanlış haberlerle insanlara iftira atmak, onurlarını rencide etmek de kul hakkıdır, günahtır. Müslümana yaraşan ise, helalle yetinmek, harama asla tevessül etmemektir. Hiç kimsenin şerefine ve haysiyetine dil uzatmamak, bir başkasının malına göz dikmemektir. Değerli Müslümanlar! Kul hakkı bilinci, ailede başlar. Güçlü bir eğitim ve manevi bir bilinçle kök salar. Unutmayalım ki kul hakkı, mahşerin en ağır hesaplarından biridir. Hak sahibinden helallik almadan, onun maddi ve manevi zararlarını telafi etmeden ahiretin çetin azabından kurtuluş olmayacaktır. Hutbemi Bakara sûresinin 281. ayetinin mealiyle bitiriyorum: “Öyle bir günden sakının ki, o gün hepiniz Allah’a döndürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı amellerin karşılığı tastamam verilecek ve onlara asla haksızlık yapılmayacaktır.”[5] [1] Müslim, Birr, 59. [2] Nisâ, 4/93. [3] Müslim, Müsâkât, 137. [4] Müslim, Îmân, 164. [5] Bakara, 2/281. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

8 Ağustos 2025
08 Ağustos 2025 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! Yüce dinimiz İslam, bizden; yaratılışımızın hikmetini, varlığımızın gayesini unutmadan bir hayat sürmemizi ister. وَهُوَ مَعَكُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْۜ “Nerede olursanız olun Allah sizinle beraberdir.”[1] ayeti gereğince her an Rabbimizin huzurunda olduğumuz şuuruyla hareket etmemizi emreder. Aziz Müminler! İslam’ın hassasiyet gösterilmesini istediği hususlardan biri de çalışma ve dinlenme hayatıdır. Dinimize göre çalışmak ne kadar önemli ise istirahat etmek de aynı ölçüde önemlidir. Nitekim Yüce Rabbimiz, “Geceyi istirahat etmek için üzerinize örtü yaptık. Gündüzü de çalışıp geçim temin etme zamanı kıldık.”[2] buyurarak bu hakikate dikkatlerimizi çekmektedir. Dolayısıyla Müslümanın; dinlenmeye, zihnen ve bedenen toparlanmaya, ruhen arınmaya, ailesiyle birlikte nitelikli zaman geçirmeye de ihtiyacı vardır. Ancak unutmayalım ki; Müslümanın çalışması da, dinlenmesi de, tatili de, eğlenmesi de meşru, ahlaki ve helal sınırlar içerisinde olmalıdır. Müslüman, dinlenirken de zamanını boş geçirmemeli, kulluk ve sorumluluk bilincini daima muhafaza etmelidir. Cenâb-ı Hak hutbeme başlarken okuduğum ayetlerde bu gerçeği bizlere şöyle haber vermektedir: فَاِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْۙ. وَاِلٰى رَبِّكَ فَارْغَبْ “O halde bir işi bitirince hemen diğerine koyul ve yalnızca Rabbine yönel.”[3] Kıymetli Müslümanlar! Yüce Allah Kur’an’ı Kerim’de müminlerin özelliklerinden bahsederken şöyle buyurur: “Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir. Onlar ki, namazlarını huşu içerisinde kılarlar. Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden uzak dururlar.”[4] Bu ilahi uyarı bizlere, hayatımızı; dünya ve ahiretimiz için faydalı işlerle değerlendirmemiz gerektiğini hatırlatmaktadır. Ne yazık ki günümüzde bazı tatil organizasyonları, Allah’ın hükümlerini hiçe sayan, helal haram hassasiyetinden uzak, lüks ve israfın zirveye ulaştığı, nefsani arzu ve isteklerin sınır tanımadığı bir hâl almıştır. Böyle bir tatil anlayışının dinimizde asla yeri yoktur. Aslında tatil; tembellik ve miskinlikle, gaflet içinde geçirilen zamanlar olmamalı; aksine, farklı ve faydalı meşguliyetlerle verimli bir dinlenme fırsatına dönüştürülmelidir. Yeryüzünde gezip dolaşarak Yüce Rabbimizin kuvvet ve kudretini tefekkür etmeye, kâinata ibret ve hikmet nazarıyla bakmaya vesile olmalıdır. Bu bilinçle yapılan tatil, sadece dinlenmek değil, aynı zamanda bir eğitim ve bir ibadettir. Değerli Müminler! Tatil; memleketimizi, köyümüzü, şehit kanlarıyla yoğrulmuş cennet vatanımızın tarihi ve doğal güzelliklerini çocuklarımıza tanıtmak için bulunmaz bir fırsattır. Tatil, anne babamızın hayır duasını almak, akrabalarımızla hasret gidermek için güzel bir imkândır. Evlatlarını ve torunlarını özleyen, onların yolunu bekleyen anne babalar için de bir sevinç kaynağıdır. Bugün, nice anne baba evlatlarının, nice dede ve nine torunlarının yollarını gözlemektedir. Bir çift söze, bir selama, bir muhabbete hasret kalan nice büyüklerimiz var. Müslümanın Allah’a itaatten sonra yapması gereken en önemli görevi; anne babasına hizmet etmek, onların maddi ve manevi her türlü ihtiyaçlarını gidermektir. Onları yalnızlığa ve kimsesizliğe terk etmemek, onların gönüllerini kazanmaktır. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in bu husustaki uyarısı gayet açıktır: “Rabbin hoşnutluğu, anne babanın hoşnutluğuna, Rabbin öfkesi de anne babanın öfkesine bağlıdır.”[5] Aziz Müslümanlar! Tatiller, çocuklarımızın dinî, sosyal ve kültürel gelişimlerine; sıla-i rahim bağlarının güçlenmesine imkân tanıyan zaman dilimleridir. Allah Resûlü (s.a.s): “Rızkının bol, ömrünün bereketli olmasını arzu eden, akrabalık bağını devam ettirsin.”[6] buyurmaktadır. O halde, tatillerde anne babamızı ve akrabalarımızı da ziyaret edelim. Dinî, ahlaki ve sosyal sorumluluklarımızı göz ardı etmeyelim. Tatillerimizi, kulluğumuzu unuttuğumuz, günahlara kapı araladığımız zamanlara dönüştürmeyelim. Sözümüzün sonu hutbemin başında okuduğum şu hadis-i şerif olsun: “İki nimet vardır ki insanların çoğu, onları değerlendirme hususunda aldanmıştır. Bunlar; sağlık ve boş vakittir.”[7] [1] Hadîd, 57/4. [2] Nebe, 78/10-11. [3] İnşirâh, 94/7-8. [4] Mü’minûn, 23/1-3. [5] Tirmizî, Birr, 3. [6] Buhârî, Edeb, 12. [7] Buhârî, Rikâk, 1. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

1 Ağustos 2025
01 Ağustos 2025 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! Bir gün Peygamber Efendimiz (s.a.s) ashabına, اِسْتَحْيُوا مِنَ اللّٰهِ حَقَّ الْحَيَاءِ “Allah’tan gerektiği gibi hayâ ediniz!” buyurdu. Ashâb-ı kirâm, “Ya Resûlallah! Biz Allah’tan hayâ ediyoruz!” dediklerinde, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) onlara şu uyarıda bulundu: “…Allah’tan hakkıyla hayâ etmek, bütün organları her türlü günah ve haramdan korumaktır. Dünyanın geçici nimetlerine aldanmamaktır. Ölümü ve hesabı asla unutmamaktır.”[1] Aziz Müminler! Hayâ, yüce dinimiz İslam’ın kadın erkek her Müslüman’a emrettiği temel bir ahlak ilkesidir. Hayâ, nefsin her türlü aşırılığına karşı gösterilen onurlu bir duruştur. İnsanı bütün kötülüklerden koruyan güçlü bir kalkandır. Hayâ, bir hayat tarzıdır. Fıtratın gereği, bedenin süsü, imanın hayata yansımasıdır. Hutbeme başlarken okuduğum hadis-i şerifte Allah Resûlü (s.a.s), اَلْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ الْإِيمَانِ “…Hayâ, imandan bir parçadır.”[2] buyurarak, hayânın önemine dikkat çekmektedir. Hayâsızlık ise, ahlaki değerleri yok eden, insanın onur ve saygınlığını ayaklar altına alan bir felakettir. Şeytanın, en sinsi tuzaklarından biridir. Nitekim Yüce Rabbimiz, “Ey Âdemoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın...”[3] buyurmaktadır. Kıymetli Müslümanlar! Maalesef, mahremiyetin pervasızca ihlal edildiği bir çağda yaşıyoruz. Günümüzde giyim sektörü, modacılar ve bazı medya çevreleri, “özgürlük” ve “çağdaşlık” adı altında çıplaklığı özendirmekte, örtünmeyi değersizleştirmektedir. Bu anlayış, kadını da erkeği de değerli bir varlık olmaktan çıkarıp izlenen ve tüketilen bir nesneye indirgemiştir. Oysaki insanın bedenini, mahremiyetini ve özelini toplum önünde sergilemesi; aklın, vicdanın ve fıtratın bozulmasıdır. Resûl-i Ekrem (s.a.s), “Azîz ve Celîl olan Allah Halîm’dir, hayâ sahibidir, ayıp ve kusurları örtendir. Hayâyı ve örtünmeyi sever.”[4] buyurmaktadır. Dolayısıyla kısa giysiler ve şeffaf kıyafetler giyilmesi, nerede ve hangi amaçla olursa olsun Allah’ın örtünme emrini ihlaldir, haramdır. Uzuvları belli edecek şekilde dar elbise giyenler Allah Resûlü (s.a.s)’in ifadesiyle, كَاسِيَاتٌ عَارِيَاتٌ “Giyinik çıplaklardır.”[5] Öyleyse küçük yaştan itibaren çocuklarımıza hayâ ve edebin önemini anlatalım. İnancımıza ve medeniyetimize uygun bir giyim tarzını sevdirerek onları yetiştirmeye çalışalım. Evlatlarımızın fıtratlarını bozacak her türlü yanlıştan onları korumanın gayretinde olalım. Bu hususa dikkat etmemek; ebeveynler için ciddi bir hata, büyük bir sorumsuzluk, ağır bir vebaldir. Değerli Müminler! Tıbbi bir zorunluluk olmadan sadece beğenilmek ve özenti uğruna vücut organlarının yapısını değiştirmek, estetik ameliyatlarla fıtratı bozmak Allah’ın yarattığını beğenmemek ve şeytanın oyununa gelmektir, günahtır. Nitekim şeytan Allah’ın huzurundan kovulduğunda, وَلَاٰمُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللّٰهِۜ “…Kullarına Allah’ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim…”[6] demiştir. Ayrıca hangi amaçla olursa olsun dövme yaptırmak, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in ifadesiyle Allah’ın rahmetinden mahrum kalmaktır, haramdır. Ekranlarda, dijital mecralarda, görsel ve yazılı basında dinimizin tasvip etmediği kıyafetlerle paylaşımlar yapmak her açıdan çirkin bir davranıştır, haramdır. Hutbeme başlarken okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Müminler arasında hayâsızlığın yaygınlaşmasını isteyenlere dünyada ve ahirette can yakıcı bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”[7] Aziz Müslümanlar! Allah’ın hayâ ve iffet konusunda erkeğe ve kadına yüklediği sorumluluk aynıdır. Nitekim Yüce Rabbimiz Nûr sûresinin otuzuncu ve otuz birinci ayetlerinde şöyle buyurmaktadır: “Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, iffet ve namuslarını korusunlar…” “Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, iffet ve namuslarını korusunlar. Kendiliğinden görünen yerler dışında ziynetlerini göstermesinler. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar...”[8] O halde, her işimizde olduğu gibi giyim kuşam ve mahremiyet konusunda da ölçümüz Allah’ın emirleri ve Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in sünneti olmalıdır. Unutmayalım ki bedeni açıkta bırakan elbiseler, vücut hatlarını belli eden kıyafetler tarz ya da imaj değil Allah’ın emirlerini ihlal etmektir. Bazı sinema, dizi film, dijital mecralarda yapılan yayınlar ve reklamlar aracılığıyla normalleştirilmeye çalışılan çıplaklık, cesaret ve özgürlük değil, aile kurumuna yapılan bir saldırıdır. Uygunsuz kıyafetlerle toplumsal alanlarda, hele hele kurumsal özelliği olan mekânlarda bulunmak asgari ahlak kurallarına bile meydan okumaktır. Bu, çağdaşlık değil, ilkelliktir. Ahlak ve edep ölçülerinin çiğnenmesine sessiz kalan herkes büyük bir vebal altındadır. Çünkü neslimizin iffetini, edebini ve ahlakını korumak hepimizin ortak sorumluluğudur. Hutbemi Allah Resûlü (s.a.s)’in şu duasıyla bitiriyorum: اَللَّهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ الْهُدَى وَالتُّقَى وَالْعَفَافَ وَالْغِنَى “Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği dilerim.”[9] [1] Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 24. [2] Müslim, Îmân, 57. [3] A’râf, 7/27. [4] Nesâî, Gusül, 7. [5] Müslim, Cennet, 52. [6] Nisâ, 4/119. [7] Nûr, 24/19. [8] Nûr, 24/30, 31. [9] Müslim, Zikir, 72. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

25 Temmuz 2025
25 Temmuz 2025 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! Hayat rehberimiz Kur’an-ı Kerim’de hikmet ve ibret dolu nice kıssalar vardır. Bunlardan biri de ashâbü’l-uhdûd’dur. Hutbeme başlarken okuduğum ayet-i kerimelerde bu zalim topluluk bizlere şöyle anlatılmaktadır: “Kahrolsun alev alev yanan ateş çukurlarını hazırlayan ashâbü’l-uhdûd! Aziz, hamîd, göklerin ve yerin maliki olan Allah’a inanıyorlar diye müminlere ağır işkenceler uyguladılar. Ama Allah her şeye şahittir. Mümin erkeklere ve mümin kadınlara işkence edip de sonra tövbe etmeyenler var ya, işte onları yakıcı cehennem azabı beklemektedir.”[1] Aziz Müminler! Bugünün ashâbü’l-uhdûd’u siyonist zalimlerdir. Gözü dönmüş bu caniler; Gazze’de kadın, çocuk, yaşlı demeden insanlık tarihinin en acımasız katliamını gerçekleştirmektedirler. Tüm dünyaya meydan okuyarak kardeşlerimizi bir lokma ekmeğe, bir damla suya muhtaç bırakarak ölüme terk etmektedirler. Onları ya teslim olmaya ya da vatanlarını terk etmeye zorlamaktadırlar. Ancak unutulmamalıdır ki; zalimler plan kursa da, Allah onların planlarını yerle yeksan edendir. İşgalciler, haritalar çizse de takdir yalnızca Allah’a aittir. Kıymetli Müslümanlar! Geçmişten günümüze müminler birçok kez zulme maruz kalmıştır. Nice peygamber ve onlara inananlar, zalimler tarafından muhasara altına alınmışlar, işkence görmüşlerdir. Bugün de Gazze’de bir avuç mümin, siyonist zalimlere ve onları destekleyen bütün şer odaklarına karşı imanla, sabırla ve onurla direnmektedir. Nitekim ayet-i kerime gayet açıktır: “Nice az topluluklar, Allah’ın izniyle çok kalabalık topluluklara galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir.”[2] Evet, tarih şahittir ki Kâbiller kaybetmiş Hâbiller kazanmıştır. Nemrutlar kaybetmiş İbrahimler kazanmıştır. Firavunlar kaybetmiş Musalar kazanmıştır. Ebu Cehiller, Ebu Lehebler kaybetmiş Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s) ve onun ümmeti kazanmıştır. Bugün de inşallah Gazzeli kardeşlerimiz kazanacak zalimler ve onlara destek olanlar mutlaka kaybedeceklerdir. اِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَد۪يدٌۜ “Şüphesiz Rabbinin yakalaması çok şiddetlidir.”[3] ayeti gereğince, bu caniler, tıpkı Âd, Semûd, Lût ve helak olan diğer kavimler gibi yerle bir olacaklardır. Allah’ın, meleklerin, insanların, canlı cansız bütün mahlûkatın laneti onların üzerinedir. Rabbimizin vaadi haktır: قُلْ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا سَتُغْلَبُونَ وَتُحْشَرُونَ اِلٰى جَهَنَّمَۜ وَبِئْسَ الْمِهَادُ “Kâfirlere de ki: Yakında mağlup olacaksınız ve cehenneme sürüleceksiniz. Orası ne kötü bir yerdir!”[4] Değerli Müminler! Gazze; bugün, sadece Müslümanlar için değil tüm insanlık için bir imtihan yeridir. Gazze, insanlığın onur sınavıdır. Dolayısıyla dini, ırkı ve rengi ne olursa olsun herkesin; bu zulme engel olması, dünyamızı huzur ve barış yurdu haline getirmek için çalışması gerekmektedir. Yoksa dünyada hiç kimse güvende olamayacaktır. Hutbeme başlarken okuduğum hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.s), “İnsanlar zalimin zulmünü görür de ona engel olmazsa, Allah’ın onları genel bir azaba uğratması kaçınılmazdır.”[5] buyurmaktadır. Muhterem Müslümanlar! Aziz milletimiz, tarih boyunca zalimin karşısında, mazlumun yanında durmayı bir şeref bilmiş; nerede bir mazlum, nerede bir gözyaşı varsa oraya merhametini ve yardımını ulaştırmıştır elhamdülillah. Bugün de milletimiz tek yumruk, yekvücut olarak muazzam bir birlik ve beraberlik içerisinde başta Gazze olmak üzere yeryüzündeki bütün mazlumların yarasını sarmak için tüm imkânlarını seferber etmektedir. Dünyada zulüm ve haksızlığın had safhaya çıktığı böyle bir ortamda bize düşen; Cenâb-ı Hakk’ın, وَاَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ “Düşmanlarınıza karşı gücünüz yettiği kadar hazırlık yapın, kuvvet hazırlayın.”[6] ayetini şiar edinerek ilim, bilim, teknoloji, maddi ve manevi her alanda daha da güçlü olmaktır. Birbirimize kenetlenmek, vahdeti kuşanmak, her türlü tefrikadan uzak durmaktır. Bıkmadan, usanmadan, Rabbimizin, لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِۜ “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin.”[7] emrinden hareketle kardeşlerimize verdiğimiz desteğimizi ve dualarımızı arttırmaktır. Ancak sadece dua ve yardım yetmez; zalimin ekonomisini besleyen ürünleri boykot etmek de imanımızın ve insanlığımızın gereğidir. Çünkü alışveriş tercihi sadece ticari değil, vicdani ve ahlaki bir duruştur. Unutmayalım ki, yeryüzündeki onurlu ve vicdan sahibi insanlar sayesinde zalimler mutlaka bozguna uğrayacak, inananlar mutlaka galip gelecektir. Aziz Müminler! Son yılların en kurak yaz mevsimini geçiriyoruz. Lütfen! Ormanlık alanlarda ateş yakmayalım; çöp, cam şişe ve benzeri maddeleri ormanlara ve yol kenarlarına atmayalım. Küçük bir ihmal binlerce dönüm ormanı ve birçok canlıyı yok ediyor. Yangınlarla mücadele ederken kahramanlarımız şehit oluyor. Bu vesile ile iki gün önce orman yangınlarını söndürmek için canla başla çalışırken şehadet makamına ulaşan kardeşlerimize Cenâb-ı Hak’tan rahmet, yaralılara acil şifalar, yakınlarına ve aziz milletimize sabır ve baş sağlığı diliyorum. Yüce Rabbim, vatanımızı, milletimizi ve ümmet-i Muhammed’i her türlü bela ve musibetten muhafaza eylesin. [1] Burûc, 85/4-9. [2] Bakara, 2/249. [3] Burûc, 85/12. [4] Âl-i İmrân, 3/12. [5] Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 5. [6] Enfâl, 8/60. [7] Zümer, 39/53. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

18 Temmuz 2025
18 Temmuz 2025 - Cuma Hutbesi

Muhterem Müslümanlar! Yokluğu yaşanmadıkça, varlığının değeri bilinmeyen en büyük nimetlerden biri de “su”dur. Su; Yüce Allah’ın gökyüzünden tertemiz olarak indirdiği, temizlik vesilesi kıldığı, rahmet ve bereket kaynağıdır. Hutbeme başlarken okuduğum ayet-i kerimede “İçtiğiniz suya bakmaz mısınız? Onu buluttan siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz? Dileseydik onu tuzlu, acı yapardık. O halde şükretmeniz gerekmez mi?”[1] buyrularak, suyun, Allah’ın büyük bir nimeti olduğu bizlere haber verilmektedir. Aziz Müminler! Su, sadece bireysel bir ihtiyaç değil aynı zamanda toplumsal bir haktır. Her insanın, hatta bütün canlıların sağlıklı ve yeterli suya erişme hakkı vardır. Zira insanlar su ile hayatlarını sürdürür, hayvanlar suyla can bulur, bitkiler suyla yeşerir. Su, insanın dilediği gibi tüketebileceği sınırsız bir kaynak değildir. İlahi bir emanettir; sadece bize değil, gelecek nesillere de aittir. Bu sebeple suyu dikkatli kullanmak, korumak, adilce paylaşmak hepimizin hem dini, hem insani, hem de vicdani bir sorumluluğudur. Suyu ölçüsüzce harcamak ise yaratılmış her bir canlının hakkını ihlal etmektir, israftır, haramdır. Yüce Rabbimiz, وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُواۚ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِف۪ينَ۟ “…Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.”[2] buyurmaktadır. Kıymetli Müslümanlar! El yıkarken, diş fırçalarken, tıraş olurken, duş alırken, meyve ve sebzeleri temizlerken gereğinden fazla su tüketmek israftır. Peygamber Efendimiz (s.a.s) abdest alırken suyu fazla kullanan bir sahabiye, “Akan bir nehirden bile abdest alırken suyu gereksiz kullanmak israf olur.”[3] buyurarak, bu hususa dikkatlerimizi çekmektedir. Evde, parkta, bahçede, tarlada, işyerinde, okulda veya sokakta nerede ve hangi amaçla olursa olsun, suyu gereksiz harcamak israftır. Arazi sulamalarında zamana riayet etmemek, sulama sırasında kendi hakkı ile yetinmeyip başkasının suyunu gasp etmek, herkese ait olan suyu kendi menfaati için kaçak kullanmak, insanların hakkına girmektir, günahtır. Aşırı kullanım sebebiyle suyun komşularımıza ulaşmasına engel olmak hak ihlalidir, vebaldir. Temiz su kaynaklarını zehirli endüstriyel atıklar, kimyasal gübre, ilaçlar ya da çöpler ile kirletmek; atık suları, arıtma yapmadan nehirlere, göllere ve denizlere boşaltmak, insanların ve canlıların hayatını tehlikeye atmaktır, haramdır. Değerli Müminler! Kimse; ‘Benim imkânım var; istediğim kadar su harcar, dilediğim kadar kuyu açarım.” deme hakkına sahip değildir. Çünkü su; güçle, parayla ya da teknolojiyle elde edilen bir nimet değil; Allah’ın rahmetinin bir tecellisidir. Rabbimiz dilemezse, hangi teknoloji suyu gökten indirebilir? O murat etmezse, hangi güç, suyun toprağın derinliklerinde kaybolmasına engel olabilir? Nitekim Cenâb-ı Hakk’ın uyarısı gayet açıktır: قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَصْبَحَ مَٓاؤُ۬كُمْ غَوْراً فَمَنْ يَأْت۪يكُمْ بِمَٓاءٍ مَع۪ينٍ “De ki, Söyleyin bakalım: Suyunuz çekilip kayboluverse, size kim temiz bir su kaynağı getirebilir?”[4] Aziz Müslümanlar! Kuraklık, çevre kirliliği ve bilinçsiz tüketim sebebiyle temiz su kaynaklarımız her geçen gün azalıyor. Böylesine bir zamanda bize düşen; toprağımız çölleşmeden, ağaçlarımız kurumadan, sularımız yok olmadan gerekli tedbirleri almaktır. Suyumuzu; ölçülü ve dengeli kullanmaktır. Suyumuzun bir damlasını dahi israf etmemektir. Su kaynaklarını ve çevresini kirletmemektir. Su kaynaklarımızın korunmasına vesile olacak ağaçlar dikmek, yeni ormanlar oluşturmaktır. Sıcak günlerde hayvanlar için su mekânları ve kapları hazırlamaktır. Yüce Rabbim; dağlarımıza, vadilerimize, ovalarımıza, susuz kalmış arazilerimize ve tüm bölgelerimize bol ve bereketli yağmurlar nasip eylesin. Gökten rahmetini, yerden bereketini eksik etmesin. Sözümüzün sonu hutbeme başlarken okuduğum Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu duası olsun: “Bizi yediren, suya kandıran, bizim ihtiyaçlarımızı gideren ve bizi barındıran Allah’a hamdolsun!”[5] [1] Vâkıa, 56/68-70. [2] A’râf, 7/31. [3] İbn Mâce, Tahâret, 48. [4] Mülk, 67/30. [5] Müslim, Zikir, 64. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

Cuma Hutbesi Nedir?

Cuma namazından önce imam tarafından okunan, din ve ahlak konularında toplumu aydınlatan konuşmalardır.

Haftalık Güncelleme

Hutbeler her hafta Cuma günü Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından güncellenmekte, sitemizde otomatik yayınlanmaktadır.

Hutbe Arşivi

Geçmişe ait tüm cuma hutbelerine ve özel gün hutbelerine arşivimizden ulaşabilirsiniz.